David Dein İle Futbol Konuştuk

08.11.2016

David Dein İle Futbol Konuştuk

Derneğimiz üyeleriyle bir araya geldiğimiz toplantılarımızın üçüncüsünde İngiltere Futbol Federasyonu ve Arsenal Kulübü eski başkan yardımcısı David Dein'i konuk ettik. İngiliz futbolunda önemli izler bırakan tecrübeli futbol adamı ile etkinliğimiz öncesinde yaptığımız ropörtajın tam metnini aşağıda bulabilirsiniz.

Bay Dein, öncelikle ülkemize hoşgeldiniz. İsminizin özdeşleştiği Arsenal'le başlamak istiyoruz. Arsenal'den ayrılışınız taraftarları, futbolcuları ve Arsen Wenger'i oldukça üzmüştü. Bir Arsenal'lı olarak ayrılışınızdan sonraki dönemi nasıl yorumlarsınız?

Arsenal'de 24 seneden daha fazla görev aldım. Bu uzun sürede kulüp çarpıcı bir şekilde değişip gelişti. Harika bir stat, gelişmiş idman tesisleri, çok güçlü bir kadro, tüm dünyada saygı duyulan bir takım haline gelmişti Arsenal. Keza bugün de son derece iyi bir durumda. Arsene Wenger'in takıma kazandırdığı dikkat çekici futbol anlayışı başta olmak üzere tüm bu etkenler Arsenal için oldukça güzel bir çizgi yarattı ve bu doğrultuda devam ediliyor…

Arsen Wenger'in Arsenal'e gelmesi sizin ısrarınız neticesinde olmuştu. Futbol dünyasında 20 yıldır görevine devam eden bir teknik adam eşine az rastlanır bir örnek. Sizce Wenger'i uzun süre görevde tutan etkenler nelerdir?

Özetleyecek olursak “doğru değerlendirme yapabilmek" en önemli etken sayılabilir. Bu her konuda geçerli aslında. Bir teknik direktörü, futbolcuyu ya da herhangi bir görevliyi işe alırken yapacağınız değerlendirme çok önemli. Bu açıdan baktığınızda Arsene Wenger, ansiklopedi gibi bir futbol bilgisine ve dünyanın her yerinde futbol oynayan oyuncuların bilgisine sahip bir isim. Bu nitelikleri Wenger'i çok özel kılıyor. Uyguladığı antreman, diyet metodları ve motivasyon yöntemi ile sadece Arsenal'i değil İngiliz futbolunu, teknik direktörlerin düşünce tarzını değiştirdiği için Arsene Wenger eşsiz bir isim. İngiltere'nin en üst dört liginde bir teknik direktörün ortalama görev süresinin 15 ay olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda Arsene Wenger'in 21 senesi gerçekten harika bir rekor.

İngiltere Futbol Federasyonu'ndaki önemli görevleriniz sebebiyle ada futboluna iz bırakacak birçok hizmette bulundunuz. Premier Lig'in yaratacılarından birisiniz. Premier Lig'in güçlü yapısı hakkında bizi bilgilendirir misiniz?

Premier Lig, İngiliz futbolunun içinde bulunduğu hüsrandan doğdu. 80'lerde İngiliz futbolu en düşük seviyesindeydi. Statların içinde ve çevresinde holiganlık vardı. Kadınlar ve çocuklar maçlara gitmiyordu. Altı aydır televizyon kanallarında futbol yoktu çünkü kanal yöneticileri “İngiliz futbol ürünü" ile ilgilenmiyorlardı. Seyirci sayısı giderek azalıyordu. Ve maalesef 1989'da tribünde maç izlerken 96 kişinin hayatını kaybettiği Hillsborough faciası oldu. Bu üzücü gelişmelerin ardından beş büyük takımın yöneticilerini bir araya getirdik ve bu buluşma İngiliz futbolunu değiştiren tam anlamıyla bir devrim oldu.

1992 sonrasında, Premier League'in kuruluşundan bu yana yayın hakları gelirlerinde adeta bir patlama yaşandı. Her geçen sene kulüplerin bu kaynaktan elde ettiği gelir düzeylerinde büyük bir artışa tanık olduk. Bu sene Premier League'in 20 kulübünde toplamda 4 milyar Euro kar yapması bekleniyor. 1983'te Arsenal'da göreve başladığımda kulübün cirosu 2 milyon Euro'ydu. Televizyon ve yayın gelirleri bu konuda oldukça önemli bir faktör.

Premier Lig'in dünya çapında çok güçlü bir marka imajı var. Bu imajın sağlanmasında neler etkili oldu?

Birkaç faktörden söz edebiliriz. Öncelikli olan; futbolun eğlence sanayiinde bir spor olması ve iyi bir futbol oyununun izleyiciyi cezbedebilecek bir gösteri haline gelmesidir. Günümüzde İngiltere'deki stadyumlar %96 kapasite ile çalışıyorlar ve bu neredeyse bütün stadyumların dolu olduğu anlamına geliyor. Bir yanda Tottenham yeni bir stat inşaa ediyor, West Ham yeni stadında oynamaya başladı, Everton ve Chelsea'de yeni stat çalışmaları devam ediyor diğer yandan Liverpool'da stadı büyütme çalışmalarına başlandı. Seyirci sayısı büyürken onları daha da cezbedecek nitelikle iyi bir futbolu kaliteli tesislerde sunmak gerekir. Futbol alımlı bir ürün olmalı. Ünlü futbolcular ve teknik direktörler de lazım. Premier Lig şuan bunları seyircisine sunabilecek kapasitede.

İngiliz kulüpleri de Premier Lig gibi güçlü marka imajına sahip. Bugün bir çok sponsor başarılı performanstan bağımsız olarak İngiliz kulüplerine rağbet gösteriyor. Ada kulüplerini sponsorlar için bu kadar cazip kılan nedir?

Sponsorluk tipi doğrudan doğruya görünürlüğe bağlıdır. Bir sponsor, öncelikle elde edebileceği görünürlük oranına bağlı değerlendirme yapar. Bu doğrultuda da bir futbol kulübüne veya ragbi kulübüne sponsor olabilir. Ürününün kaç kişiye ulaşabileceğini hesap eder ve planını buna göre yapar. Televizyon sayesinde maç yayınları sadece yurt içi değil yurt dışında da yayınlanıyor ve şu an İngiltere'de bir maçı 10-15 milyon kişi izlerken aynı zamanda dünya etrafında 1.2 milyar izleyiciye ulaşılıyor. Dolayısıyla bu durum sponsorların da ilgisini çekiyor. Bir kuruluş, markasının Premiere Lig takımı üzerinden dünyanın dört bir yanına ulaşabileceğini biliyor. Örneğin Coca Cola, Mastercard gibi markalar bunu iyi kullanıyor. Bahis oyunlarının popülaritesinin artmasıyla bahis şirketleri de futbol sponsorluğu içinde yer almaya başladı. Keza telefon markaları için de futbol oldukça cazip bir alan haline geldi. Bugün kulüpler ve televizyon yayıncıları arasında oldukça önemli bir bağ var. Futbolun, tribünleri tamamen dolduracak kalitede olması çok önemli. Tribünler dolmazsa, atmosfer etkileyici bir hale gelmezse sunduğunuz şov televizyon kanalları için de cazibesini yitirir. Örneğin geçtiğimiz haftalarda Premier Lig'de oynanan Manchester United-Chelsea maçını konuşabiliriz. Stat tamamen doluydu, sahada mükemmel bir futbol, mükemmel goller ve iki karizmatik teknik direktör vardı. Dolayısıyla maçı etkileyici hale getiren tüm faktörler art arda sıralanmıştı. Kısacası futbolun eğlence dünyasına dahil bir şov olduğunu unutmamak ve planlarınızı buna göre yapmak oldukça önemli.

Avrupa'da Premier Lig'in uyguladığı sistem hep rol model olarak gösterilmesine rağmen İngiltere dışında bu sistem hayata geçirilemiyor. Bunun sebebi nedir?

Bence şans cesur olandan yanadır. Güçlü olmalısınız. Ve büyük bir değişiklik yapmak isteniyorsa o değişikliği uygulayabilecek güçlü kişilere ihtiyaç duyarsınız. Unutulmamalı ki korkaklar savaşı kazanamazlar. Karar alıp doğru uygulamak için tüm gerekenleri yerine getirmeli, çaba göstermelisiniz.

Rus, Çin ve Amerikalı yatırımcılar Avrupa'da futbol kulüplerini satın alıyorlar ve yabancı kulüp sahiplikleri giderek artıyor. Bu durum özellikle İngiltere'de taraftarlar nezhinde ciddi bir tepki görmüştü. Size göre bu durumun futbol kulüplerine faydaları ve dezavantajları nelerdir?

Küresel bir dünyada yaşıyoruz ve küresel ekonominin bir ayağı olarak futbol da küresel bir oyun. Burada önemli bir istatistiği göz önünde bulundurmak faydalı olur. Bugün İngiltere'de kulüplerin sahiplerine baktığımızda yabancı isimlerin İngilizlerden daha fazla olduğunu görürüz. Aynı şekilde yabancı futbolcu ve teknik direktör sayısı da İngiliz olanlardan daha fazladır. İngiltere'de geçmişten bu yana değişmeyen tek şey futbolun oynandığı mekandır. Çok kültürlü, çok dilli bir toplumda yaşıyoruz ve bu durumu kendi akışına bırakmalısınız. Sonuçta iyi bir fikir ya da proje hiç bir zaman uzun süreli olarak göz ardı edilemez. Para yurt dışından gelse ne farkeder? En iyi takımı kurmak için en iyi futbolcuların bir arada oynamasını sağlamalısınız. Bu durumda da futbolcuların hangi uyruğu taşıdığı önemli değildir çünkü futbol global bir oyundur. Buna bir örnek daha vermek istiyorum. 2006 yılı Şampiyonlar Ligi grup maçında stadımızda Hamburg'u ağırladık. Bu maçta bir rekor kırmıştık. Sahadaki 11 oyuncunun 11'i de farklı ülkelerdendi. Arsene Wenger kadro seçimini oyuncuların pasaportlarına bakarak yapmamıştı. Önemsediği tek şey onların yetenekleriydi. Kendisinin de taraftarların da konsantre olduğu, istediği tek şey maçı kazanmaktı ve öyle de olmuştu. Özetle futbolda kimlikler, ülkeler önemli değildir, futbol dünya genelinde evrensel bir olgu, bir güçtür.

Sizce Futbol kulüpleri için en önemli gelir kaynakları nedir? Yeni kaynaklar yaratılabilir mi?

Televizyon ve yayın hakları dışında bahis oyunlarından özellikle de Asya'dan önemli miktarda para geliyor. Her Premier Lig maçı üzerine milyar Euro bahis yapılıyor. Sponsorluklar da var. Bir ürün başarılı olduğunda herkes onunla ilgili yatırım yapmak ister ama küme düşerseniz yalnızsınız. Bu işin mutfağı öncelikle harika bir stadyuma sahip olmak çünkü futbol bir tiyatrodur. Seyirci olmadan hiçbir zaman iyi bir oyundan bahsedilemez.

Rusya, Çin, Amerika gibi devletler futbol üzerinden ciddi bir rekabet içerisinde. Bu durum futbolun geleceğini nasıl etkiliyor?

Rekabet içindeki her tarafa bol şans dilerim. Rekabet hep gelişimle sonuçlanır ve ben de her zaman gelişimden yanayımdır. Bir futbolcunun kariyeri ortalama 10-15 sene sürüyor. Futbolcular çoğunlukla en fazla parayı kazanabildiği yerlerde olmak isterler. Günümüzde futbolcular için sadakat duygusunun bağlayıcılığı oldukça sınırlı, futbolcular banka hesabına bağlı olarak takım değiştiriyorlar. Aynı zamanda menajerlerinin yönlendirmeleri de bu şekilde. Onlar da futbolcuları takım değiştirmeleri konusunda cesaretlendiriyor. Maalesef ki bence bu büyük bir hata. Çünkü bazen bir futbolcunun yeteneğini geliştirebilmesi için kulübünde kalması gerekir. Ancak ekstra paranın çekiciliği günümüzde büyük bir itici güç halini almış durumda.

FFP kuralları Avrupa futbolunda çok tartışılan bir konu. Türkiye ise bu kuralların en sert uygulandığı ülkelerden biri ve hemen hemen en çok ceza Türk kulüplerine veriliyor. Kuralların yumuşatılması gerektiğini düşünüyor musunuz?

Bu konuda sert görüşlerim var. Futbolun bir spor olduğunu unutmamalıyız. Evet futbol büyük bir ekonomi haline geldi ancak öncelikle bir spor olduğunu unutmamak gerekir. Parkta ya da sokakta oynayan çocuklar para için değil sadece keyif için futbol oynarlar. Başlangıç noktası budur. Futbolun, en derin ceplere, en büyük banka hesaplarına sahip en iyi futbolcuları alabilenlerin hep kazandığı bir oyuna dönüşmesi istenmiyor. Böyle olsaydı oldukça sıkıcı olurdu. Bu bir spor olmaktan çıkardı. O yüzden futbolu daha adil kılacak bir yöntem lazım. Biliyorsunuz geçen sene İngiltere'de yaşanan olay Leicester City'ydi. O, Premier Lig'in 24 senelik tarihindeki en iyi şeydi çünkü şampiyonluk partisine davet edilmemişti ama o partiye davetsiz şekilde başrolü kaparak gitti. Küçük bir takım, küçük bir taraftar camiası var ama Premier Lig'i kazandı. Ve bugün dünya etrafında çocuklar Jamie Vardy isimli Leicester City formalarını giyorlar. Harika bir şey! Premier Lig'in FFP adlı bir uygulamayı hayata geçirmesi bu harika şeyin bir parçasıdır bana göre. Ve bugün kulüpler harcamalarını mutlaka kontrol altına almayı başarmalıdır. Plansızca ve getirisi olmadan para harcamamalılar. Bunu kontrol altında tutmak adına bence FFP oldukça iyi bir yöntemdir ve destekliyorum. Bu yüzden Super Lig'e karşıyım. Kim olursanız olun, kazanmak için çaba sarfetmek zorundasınız. Adınız Arsenal veya Fenerbahçe diye kazananın hep siz olması gibi bir durum yok.

Bu perspektif üzerinden devam edecek olursak, İngiltere'de ve bazı Avrupa kulüplerinde, Şampiyonlar Ligi'ne alternatif bir oluşum (Super Lig) çalışmaları içerisinde olunduğuna dair iddialar var. Bu konuyla ilgili görüşleriniz nelerdir.

Önceki sorunuzda da söylediğim gibi alternatif olarak oluşturulmaya çalışılan Super Lig'e karşı şiddetli karşıt görüşlerim var. Zaten bir Super Lig'imiz var, ismi "Şampiyonlar Ligi. Orada en iyi futbolcular, en iyi takımlar oynar." Güçlü veya popüler takımları ayrı bir lige getirir getirmez, seçkinci olursunuz. Sporu ortadan kaldırmış, sadece büyük isimleri olan kulüplerden oluşan yapay bir lig yaratmış olursunuz. Bence bu eğilim oldukça tehlikeli. Zayıf ya da popülerliği olmayan takımlarla diğerlerini ayırmamalısınız. Bugün çok güçlü bir takım olabilirsiniz ancak 5-10 sene sonra ne durumda olacağınızı kestiremezsiniz. Futbolun içinde rekabetçi elemanlara büyük ihtiyaç vardır. Sürekli işin parasal yönü düşünülmemeli. Gerçek resim çok daha büyük: “Sporun sağlığını koruyunuz. Baştan sona. Yükselme ve küme düşme bu sporun doğası ve her zaman işin içinde olmalı."

Yine son dönemlerin en tartışmalı konusu üzerinden son sorumuzu sormak istiyoruz. Futbolun bir balon gibi şiştiğini ve yakında patlayabileceğini düşünen gruptan mısınız? Yoksa daha da büyüyerek gelişeceğini düşünenlerden mi?

Doğuştan iyimser bir insanım. Premier Lig'e yakın olduğum için söyleyebilirim ki mevcut durum kötüye gitmezse, değişmezse eğer, herşey şimdiki gibi kalırsa, sadece ve sadece futbolun yükseleceğini öngörüyorum. Kulüpler daha güçlü oluyor, televizyonlar bu ürünü istiyor, bugüne kadar televizyon kanalları yayın haklarını hiç bu günkü kadar istememişti. Daha fazla sponsor geliyor, yabancı televizyon kanalları arta arda büyüyor, futbol sağlıklı bir şekilde gelişiyor. Futbolun sağlığını ve gücünü taze tutmak zorunda olduğumuzu unutmamalıyız.