Ertuğrul Taşkiran: "kalecilerin Daha Öne Çiktiği Bir Dönemdeyiz"

02.07.2015

Ertuğrul Taşkiran: "kalecilerin Daha Öne Çiktiği Bir Dönemdeyiz"

Fenerbahçe Profesyonel Futbol Takımımız kalecilerinden Ertuğrul Taşkıran FBTV’de “Günün Röportajı” programında Fatih Demirkol’un konuğu oldu. 
 
Soruları yanıtlayan Ertuğrul, sezon hazırlıkları, yeni sezondan beklentileri ve kendisi ile ilgili açıklamalarda bulundu. 
 
“Artık genç denme dönemini geçtik. 1998-1999’lu arkadaşlar var. Buraya 17-18 yaşımda geldim. Altyapıdan gelen kardeşlerimizi gördüklerimizde sizin gibi ben de onlara hissediyorum.”
 
“Çalışmalar başlangıcından itibaren tempolu gidiyor. Benim daha önceden yaptığım çalışmalarla bizim burada yaptığımız çalışmalardan çok farklı. Biz ilk gün topla çalışmaya başladık. Topla beraber yaptık her şeyi. Bu da her şeyi üst seviyeye taşıyor. Çok normal bir durum çünkü hocanın farklı bir oyun stili var. Hem defansif hem ofansif anlamda. Bunu bizlere verebilmesi için çok zaman olmadığı için de bunu alabilmek için elimizden geleni yapıyoruz. Hocanın istediği oyun stilinde kalecinin oyundaki yeri, biraz daha fazla. Baskı pres istiyor. Defans çizgi olacak. Biz de buna uygun bir çalışma yapıyoruz.”
 
“Günümüz futbolu kalecilerin daha ön planda olduğu bir dönem. Çünkü pas trafiği ve temponun en üst seviyeye ulaştığı dönemdeyiz. Bunun için 1 kişiye daha ihtiyaç bulunuyor. Kaleciler de bu anlamda daha çok öne çıkması gerekiyor. Pas alışverişinde bu kendin göstermeye başladı. Takım baskı pres yaptığında kalecinin biraz daha öne çıkması ve ceza sahası dışına çıkması gerekiyor. Ben bu dönemin yaş olarak tam ortasındayım. Aldığımız eğitim ile şimdiki oyun stili tamamen farklı. Kalecinin eskiden görevi top tutmaktı. Ama şimdi bakıldığında oyun kurmak oyunun içinde olmak pas akışında takıma yardımcı olmak başlıca görevleri haline geldi.”
 
“Başlangıcından itibaren pozitif enejik bir hal var takımda. Köklü değişiklikler oldu herkes neler olacağını merak ediyordu ki ben de merak ediyorum. Ancak görüyorum ki pozitife doğru giden bir durum var. Çünkü daha genç ve dinamik bir oluşum söz konusu. Zaten bunu antrenman tempolarından bunu fark edebiliyorlardır. Bu bakımdan beklentiler çok yüksek. Şampiyonlar Ligi’ne kalabilmemiz çok önemli. Bunun önünde maçlar var. Çok fazla zorlanacağımızı düşünmüyorum. Umarım umduğum gibi de olur. Ondan sonra bir lig serüveni başlayacak. Her sezon çok önemlidir. Bu sene çok daha önemli. 
 
Fenerbahçe çok büyük bir camia, insanlar Fenerbahçe ile yatıp kalkıyor. Ben bunu yakından görüyorum. Kiralık olarak da gittiğim yerlerde de bunu görüyorum. İnsanlar bana Fenerbahçe için yaklaşıyorlar. Tecrübeli arkadaşlarımız var, yeni arkadaşlarımız katılıyor katılacak da. Hedefler doğrultusunda en iyisini yapmak için gayret gösteriyoruz. Bence iyi de başladık. Hazırlık maçlarında ve resmi maçlarda da bunların sonuç vereceğini düşünüyorum.”
 
“Ben 4 sezon boyunca Süper Lig’de çeşitli takımlarda kiralık olarak oynadım. Her sezon başında buraya geri döndüm Fenerbahçe’nin başarısı için antrenmanlarda ve hazırlık maçlarında oynadım. Keza transferin son gününde Sivasspor’a gittim. Uzak kaldığım dönemde hiç kopmamış gibiyim. Yıllardır buradayım altyapıdan geldim. Döndüğüm zaman nereye geldim olmuyorum. Ama ayrılmak tabii ki zor. Fenerbahçe’nin hedefleri de benim hedeflerim de çok büyük. Oynadığım takımlarda da elimden geleni yaptım ve ayrıldığım takımlardan da hep iyi ayrıldım. Taraftarlar da aynı şekilde. Fenerbahçe çok büyük bir camia olduğu için seveni kadar sevmeyeni de var. Bunun zorluklarını da yaşadım. Ben bunları da olgunlukla karşılamaya çalıştım. Hem yaşım bunu gerektiriyor hem de Fenerbahçelilik duruşu da bunu gerektiriyor. Sadece vereceğimiz tepkiler hem ailemize hem de  temsil ettiğimiz camiaya zarar verebilirdi. Geçtiğimiz yıl kaleci hataları çok konuşuldu. Eğer ben Fenerbahçe maçında öyle bir hata yapsaydım, Sivasspor maçında belki de ben futbol hayatımı sonlandırmak zorunda kalacaktım. Çünkü insanlar art niyetliler, acımasızca eleştiri yapıyorlar. Biz de duygusal insanlarız. Ama her zaman Fenerbahçe’yi bulunduğum yerde iyi temsil edebildiğimi düşünüyorum.”
 
“Kalite ile alakalı ligimizin ciddi problemleri var. Tempo bakımından Türkiye ligi orta seviyelerde alt seviyelerde demek istemiyorum çünkü son yıllarda oynanan futbol tempo üzerine… özellikle pas trafiği… Bu şu demek değil, bir futbolcunun topu aldıktan sonra 5-6 oyuncuyu geçmesi değil. Mevcut pas trafiğinin artması. Bayern Munih, Barcelona bunların en üst seviyesi. Türkiye’de bunun olabilmesi için yerli oyuncuların yaptığı işin daha çok ciddiyetinin farkına varması gerekiyor. Avrupa ile Türkiye içindeki en büyük fark saha dışında.. İnsanlar orada bunu bir iş olarak yapıyorlar. Saha dışında futbolcu kimlikleri bir kenarda kalıyor. Saha içine girdiklerinde o kimliklerini giyiniyorlar işlerini en iyi şekilde yapıyorlar ve bu orada kalıyor. Saha dışına çıktıklarında bununla yaşamak zorunda kalmıyorlar. Biz girdiğimiz her ortamda futbolcu kimliğimizle bulunuyoruz. Bu belli bir süre sonra da bize olumlu ya da olumsuz tepkilerin gelmesine neden oluyor. Dediğim gibi duygusal insanlarız, bundan etkileniyoruz ve sorumluluk almaktan kaçınıyoruz. Yoksa yetenek bakımından ülkemizdeki yerli oyuncuların başarısı tartışılamaz. Avrupa’daki Türk oyuncuları gördüğümüzde Türk Milli Takımı’nı tercih etmeyenlerin de tercih ettikleri takımda düzenli oynadıklarını görüyoruz. Çünkü yetenekliler. Oradaki disiplini aldıktan sonra seviyelerini en üst seviyeye çıkartacak kadar ilerleyebiliyorlar. Bir yabancı kuralı çıktı. Umarım ülkemiz için başarılı olur ki olacağına da inanıyorum. Ama ben yine de Türkiye’deki bir takımın başarılı olabilmesinin birinci nedeni, yerli oyuncuların kalitesi ve isteği derim.”
 
“Bu kural çeşitli zamanlarda değişkenlik gösterdi. Net bir şekilde yol alınmadı değişti. Altyapıdan gelen oyuncuların oynatılma zorunluluğu getirildi. Şimdi 24 oyuncu kuralı var, yabancıların sayısı belli yerlilerin sayısı belli. Rekabet ortamı tabii ki olacaktır. Süreci de izlemek gerekiyor ona bir bakmak lazım. Takım bulmakta sıkıntı çeken arkadaşlarımız var, kulüpler yabancı oyuncuya yöneldikleri için böyle bir durum söz konusu. Ama dediğim gibi ilk nedeni yerli oyuncuların isteği arzusu ve taşın altına elini sokması olabilir.”
 
“Futbolda başarı çok önemli başarı bir çok şeyin önünü açıyor. Takımlar özellikle Anadolu’da oynamaktan çok kazanmak için oynatmamayı tercih ediyorlar. Bu da futbolun gelişmesini olumsuz etkiliyor. Fenerbahçe ile Anadolu’daki bir takım arasında büyük bir fark oluyor. Karşı tarafın oynamadığı Fenerbahçe’nin puan kaybettiği durumlarda da taraftarlar rakip oynamadı bak ama oynadık kazanamadık diyorlar. Futbolda süreklilik ve devamlılık çok önemli. Her şey şampiyonluk değil. Bu sene şampiyon olamadık ama arkamızdaki tesise bakın bu tesisin temellerini belki de o kazanılan şampiyonluklar attı. Bu sene şampiyon olamamış olabiliriz ama önümüzde belki 4 sene üst üste şampiyon olacağız. Kulüpte bazı dinamikler var bunların oturması zaman alıyor. Gelen antrenörlerimizle de konuşuyoruz. Çok şaşırıyorlar birincisi Türkiye’yi İstanbul’u gördükten sonra şaşkınlığa uğruyorlar, sonrasında da böyle bir tesisi gördüklerinde şaşırıyorlar. İnanın buradaki personel elinden geleni yapıyorlar. Yabancı oyuncular da antrenörler de buna şaşırıyorlar. Başarının 6 aylık, bir senelik olmadığını başarının devamlılıkla mümkün olduğuna inanıyorum.”
 
“İstanbul’da ayın 25’inde antrenmanlara başladığımızda 1-2 gün hava serin gitti. Ancak daha sonrasında sıcaklık hissedilir derecede arttı. Sıcaklıktan ziyade nem de bizi en çok zorlayan şey oluyor. Ancak Düzce Topuk Yaylası Tesisleri öyle değil, burada çalışıyoruz, yoruluyoruz ama hemen toparlanıyoruz. Kaldı ki tesisteki imkânları söylemeye gerek yok. Topuk Yaylası Tesisleri, Türkiye’de kendini kabul ettirmiş bir tesis. Aynı zamanda Türkiye’deki ve Avrupa’daki takımlar tarafından da tercih edilen bir tesis, çünkü buranın eşi ve benzeri yok. Burası bizim çalışmamız için en güzel yer. Ben, bu tarz bir tesisin daha eşi ve benzerinin olabileceğini düşünmüyorum. Belki ilk başlarda sadece kamp için yapılmış gibi görünse de burası tam anlamıyla sosyal bir tesis. Topuk Yaylası Tesisleri, her anlamda hizmet veren bir tesistir. Aynı zamanda her branşa uygun da bir kompleks.”
 
“Evleneli yaklaşık olarak 13 ay oldu ve bir kızım oldu. Hem eşimi hem de kızımı çok özlüyorum diyebilirim. Geçtiğimiz sezon yine burada kamp yaparken, Volkan ağabey(Demirel) bana kızı Yade’nin fotoğraflarını gösteriyordu ve her seferinde de özlediğini söylüyordu. Ben de düşünürdüm, ‘bu nasıl bir sevgi’ diye. Ama ben de bu sevgiyi kızım doğunca anladım. Bende çocuk sevgisi son derece fazladır. Aynı şekilde yeğenlerimi de çok seviyorum. Ama evlat sevgisinin tarifi yok. İnsanın bazen hayatta önem verdiği şeylerin sırası ister istemez değişiyor.  Ne kadar önemsiz şeylere üzüldüğünü anlıyor insan. Şu an eşimin, çocuğumu ve ailemin mutluluğu, sağlığı benim için en önemli şeylerden bir tanesi. Şu anda bunu hissediyorum. Şu da ilginçtir ki, bu sorumluluk bende baskı değil, tam aksine mutluluk yaratıyor. Böyle olunca da aile babası görevimi en iyi şekilde yerine getirmeye çalışıyorum.”
 
“Evlendikten sonraki 2 aylık süreci eşimle birlikte geçirdim. Ama daha sonrasında eşim hamile olunca, benim de yoğun maç ve antrenman programımdan dolayı eşim İstanbul’daki evimize geçti. Ancak fırsat buldukça hem ben İstanbul’a geldim hem de eşim Sivas’a gelerek beni ziyaret etti.”
 
“Dün hazırlık maçında oynayan arkadaşlarımız rejenerasyon çalışması yaptı. Biz, Volkan ağabey ile 45’er dakika oynadık ama yine de antrenmanda yoğun çalışmamızı sürdürdük. Bizim sorumluluğumfz daha fazla. Bu nedenle çalışmalar da biraz daha fazla oluyor. Ama bunu oyuncular anlamıyor. Aslında bu işin mutfağı var. Saha içindeki başarılı performansın arkasında yoğun çalışma temposu oluyor. Şimdiki kaleci antrenörümüz İtalyan, ancak ben daha önce de İspanyol, Alman ve Brezilyalı kaleci antrenörleriyle de çalıştım. Şimdi daha farklı çalışma teknikleri uyguluyoruz. Topa paralel olarak gitmeye yönelik antrenmanlar yapıyoruz. Tabii ilk başlarda zorlandık ama şimdi daha istekli ve arzulu bir takımız. Bunun da meyvelerini toplayacağımızı düşünüyoruz.”
 
“Kalecilikte şöyle bir durum var; saniyenin onda, yirmide birine gelen süreyi kısaltmaya çalışıyorsun. Bu, o kadar zor bir şey ki anlatamam. Topun ayaktan çıktıktan sonraki süresi 1 saniye ve biz kaleciler bu süreyi daha da kısaltmaya çalışıyoruz.  Buna yönelik çalışmalar yapıyoruz. Maç içerisinde topun nereden geleceğine karşı bir reaksiyon göstererek hayatımızı sürdürüyoruz. Sahada oynanan 1 oyun var ama kafamızın içinde oynanan 3-4 tane oyun var. Siz de biliyorsunuz ki oyun artık çok hızlı oynanıyor, aynı şekilde kaleciler de hızlı olmak zorunda. Çabukluk konusunda topun hızıyla bir mücadelemiz söz konusu diyebilirim. Ama en başta dediğimiz gibi parmak uçlarıyla yapılan kurtarış sonunda gelen galibiyetin hazzı da bambaşka. Bence kaleciliğin en çekici yönü de bu olsa gerek.”