16.05.2012

Kamuoyuna Duyurulur

Asbaşkanlarımızdan İlhan Ekşioğlu’nun avukatı Prof. Dr. Ersan Şen, aşağıdaki açıklamayı yapmıştır:

"Son günlerde bazı televizyon ve gazetelerde, Sayın İlhan Ekşioğlu’nu ve Fenerbahçe Spor Kulübü’nü hedef alan, Tahkim Kurulu ile Mahkemeyi etkilemeye yönelik yayın ve yayımlar yapılarak, hukukun evrensel ilke ve esasları ile kanunların hiçe sayıldığını görmekteyiz. Öncelikle, tutukluluk halinin suçluluğun göstergesi olmadığını ifade etmeliyiz. Televizyon programlarında, "peki bu kişiler neden tutuklu, masumlarsa neden tahliye olmadılar?" şeklinde soru soranların bu yaklaşımı, Türkiye’de tutuklama tedbirinin ne derece ağır uygulandığını yakından bilen biz hukukçuları son derece rahatsız etmiştir.

Tutuklama tedbirinin Ülkemizde ne derece hoyratça uygulandığını, birçok insanın ve ailenin bu tedbirin hatalı uygulanması nedeniyle telafisi imkansız mağduriyete uğradığını bilmeyen, görmeyen ve tecrübe etmeyenler, bu davranışları ile kamuoyunda "şike davası" olarak bilinen ve İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yürütülen kovuşturmada yargılamayı etkilemeye çalıştıkları izlenimi vermektedirler. Televizyon programlarında görev alan bu kişilerin ve konuklarının, sahip oldukları kamuoyuna rahatça ulaşma imkanlarını olağanca güçleri ile kötüye kullandıklarını, çok uzun zaman önce başlattıkları yargılama sonucunda verdikleri hükmü infaz etmeye başladıklarını, hatta suçlu ilan ettikleri kişiler hakkında kendilerince tesis ettikleri hükümleri programlarında pekiştirmek için hakaret boyutuna varan, kişilik haklarını zedeleyen, yargısız infaza dönüşen ve bir gün kendilerine de lazım olabilecek hukukun evrensel ilke ve esaslarını ihlal eden davranışlar sergilediklerini görmekteyiz.

Üslubu ve ciddiyeti tartışılması gereken bu konuşmalara seyirci kalmak, hukukçu kimliğimizi derinden yaralamaktadır. Savunma makamı olarak bizleri kamuoyu önünde küçük düşüren ve Sayın İlhan Yüksel Ekşioğlu’nun daha Mahkeme huzuruna çıkma imkanı bulamadan suçlu olarak algılanmasını sağlamaya çalışmak, kelimenin tam manası ile acımasızlıktır. Bu kişiler, yargılamayı yürüten Mahkeme Başkanının ismini bile televizyon programlarında kullanmaktan çekinmeyerek, dürüst yargılamanın gerçekleşmesine engel olmaya çalışmaktadırlar.

Gazetecilik mesleğinin temel etik kurallarından olan, "araştırma ve halkın doğru haber almasını sağlama, iftira, hakaret, lekeleme, saptırma, söylenti, dedikodu ve mesnetsiz suçlamalardan uzak şekilde gazetecilik mesleğinin ifa edilmesi gerekliliği, kişilerin kendisini savunamayacak durumda bırakılarak haksız suçlamalara muhatap olmasının önüne geçilmesi" esasları, bu televizyon programlarında hiçe sayılmaktadır.

Basın hürriyeti kullanılırken, başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunmaya değer olmadığını hiç kimse söyleyemez. Basın hürriyeti, bu hürriyeti kendisine dayanak alan kişilere, hedef alınan kişi hakkında ne isterse söyleyebilme ve yorum yapabilme, toplum önünde suçlu gösterme, küçük düşürme ve en önemlisi bireyi karalama hakkı vermez. Eğer basın mensubu kendisinde bu hakkı görmekte ise, en azından mağdur olduğunu düşünen bireyin de cevap hakkının varlığı kabul edilmeli ve birey bu haktan mahrum edilmemelidir (Anayasa m.32). Müvekkilimiz ise, 10 ayı aşkın süredir Metris Tutukevi’nde tutuklu olup, aradan geçen bu uzun sürede hakkında yapılan yayın ve yayımlara karşı cevap hakkını kullanabilecek imkanının olmadığını programı yapan kişiler de bilmektedirler.

Tek başına kullanıldığında delil olarak bile vasıflandırılamayan ve bulgu düzeyinde kabul edilen telefon dinlemelerinin hukuka aykırılığına ve hukuka uygun olsa bile tek başına iddianın kanıtı olamayacağına dair hukuksal gerçekler, her nedense anılan programlarda bilinçli şekilde görmezden gelinmekte, hukuk devleti olan Ülkemizde sahip olduğumuz hak ve hürriyetler ayaklar altına alınıp yıpratılmakta ve itibarsızlaştırılmaktadır. Hukuk devleti ilkesinin geçerli olduğu ülkelerde, sadece telefon görüşmelerinden hareketle kimsenin mahkum edilemeyeceği gerçeği karşısında, bu konuşmaları televizyon programlarında rota edinmiş kişilerin, görüşmelerde suç içeriği olduğu yönündeki iddialarını ispatla yükümlü olduğu açıktır. Bu programlara katılanların, telefon dinleme tedbirinin hukuka aykırı uygulandığı konusundaki haklı itirazlarımıza rağmen, "toplumu ilgilendiren bir dava ile ilgili bilgi verdikleri" gerekçesine sarılarak, karalama kampanyalarını yürütmeleri kabul edilemez.

Sübjektif kanaat ve yorumla, zan ve tahminle mahkumiyet kararı verilememesine rağmen, bu programlarda kişilerin son derece kolay bir şekilde suçlu ilan edilmesi hukuk devleti olmanın gerektirdiği tüm ilke ve esasları yıpratmakta, savunma makamını itibarsızlaştırmakta ve toplum nazarında başlatılan karalama kampanyasının, yargılamaya da tesir etmesine neden olmaktadır.

Üzülerek izlediğimiz ve 10 ayı aşkın süredir cevap vermek yerine sukunetle tahammül ettiğimiz bu programların basın özgürlüğünün kötüye kullanılması suretiyle gerçekleştiğini, bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti yasalarının her vatandaşına ayırım gözetmeksizin sunduğu güvence ve sağladığı imkanların ayaklar altına alındığını, nerede ise her hafta yayınlanan bu programlarda İlhan Yüksel Ekşioğlu’nu suçlu ilan edilmesinin, kendisi ve ailesi için telafisi güç ve hatta imkansız yıkıma neden olduğunu ifade etmek isteriz.

Son derece umursamaz tavır ve sınırsız özgüvenle, İlhan Yüksel Ekşioğlu’nu suçlu ilan eden ve yargısız infaz yapan bu programlar, telefon görüşmelerinden ibaret bulgular dışında, ceza yargılamasının usule uygun gerçekleşmesi için gerekli somut delil bulunmadığını bildiklerinden, karalama kampanyalarını pekiştirmeye ve müvekkili suçlu gösterme amaçlarını kuvvetlendirmeye çalışmaktadırlar. Aylardır devam eden bu sürecin, kişilerin haklarını ve yürürlükte bulunan Türkiye Cumhuriyeti kanunlarını hiçe saymak pahasına bir kamuoyu oluşturmayı hedeflediği, Ülkemizin taraf olduğu uluslararası sözleşmeleri ve en önemlisi habercilik etiğini ihlal ettiği gözler önünde iken, objektiflikten uzak bir şekilde taraflı yayın ve yayımlara hız verilmesi, Türk Ceza Kanunu m.288’de düzenlenen adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçunu oluşturduğu da bir gerçektir.

Toplumsal barışın gerçekleşmesini engelleyen, masumiyet karinesini tanımayan, hukuk devletinin bağlı olduğu hak ve hürriyetleri ihlal eden bu televizyon programlarının, 10 ayı aşkın bir süredir yol açtığı haksızlıklar sebebiyle, İlhan Yüksel Ekşioğlu’nun ve ailesinin uğradığı maddi ve manevi yıkımla ilgili yasal başvuruların yapılacağını bildirmek isteriz.

Saygılarımızla,

İlhan Yüksel Ekşioğlu
Müdafii
Av. Prof. Dr. Ersan Şen"