Prof. Dr. Ersan Şen: "söz Artik Savunmanin"

09.12.2011

Prof. Dr. Ersan Şen: "söz Artik Savunmanin"

Ceza hukuku uzmanı ve İstanbul Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr Ersan Şen, Savcılık makamınca hazırlanan ve Mahkemece de kabul edilen İddianamenin adı üstünde olduğu gibi sadece iddialardan ibaret olduğunu, bu iddiaların görülecek mahkemelerde ispatlanmaya muhtaç olduğunu, o nedenle de iddiaları ’Yapılmış, Olmuş’ gibi kamuoyuna sunmanın yanlış, hatta kanaatince suç olduğunu söyledi.

Kamuoyunun gündemini uzun süredir meşgul eden İddianamenin Mahkemece kabulü ve üzerindeki gizliliğin kalkması üzerine FB TV’ye açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Ersan Şen, "Söz artık savunmanındır’ diyerek, bu aşamadan sonra tahliye talepleri ve mahkemenin takdirindeki görevsizlik kararlarının iki önemli hususu oluşturacağını ifade etti.

İDDİALARIN MAHKEMEDE İSPATLANMASI GEREKİR

Asbaşkanlarımızdan İlhan Ekşioğlu’nun da avukatı olan Prof. Dr. Ersan Şen,  "İddianamenin kabulüyle birlikte CMK uyarınca iddianamenin gizliliği avukatlara karşı kalkar, bu kamu davasının başladığını gösterir. Ancak bu ülkede bir kişinin banka, tapu kayıtları bile bu şekilde yayınlanamazken, gördük ki iddianame hakkında bilgi vermekten öte, CD ortamında görüntülerinin eşliğinde, o görüntülerin satır satır okunduğu iddianameden isimler verilerek ’Yapmıştır’, ’Etmiştir’ gibi, Savcılık makamının suçlaması sanki gerçekleşmiş ve o suçlamalar ispatlanmış gibi basın-yayın organlarında bu medyatik meselenin anlatılması, insanların masumiyet karinesi ve bu insanların kişilik hakları göz ardı edilerek nakledilmesi basın hürriyeti ile açıklanamayacağı gibi hukuka aykırı, hatta kanaatimizce suç niteliği taşımaktadır. İddianame, sadece suçların neler olduğunu gösteren bir yol haritasıdır. Bunların ispatlanması, yargılamada kanıtlanması gerekir. Aksi ispat edilinceye kadar, aksi mahkemenin kararıyla sabit oluncaya kadar herkes masumdur, şüpheden sanık yararlanır. Ancak görüyoruz ki ’İddia edilmektedir’ denilmek yerine ’Yapmıştır, etmiştir, vermiştir’ denilmektedir. Şike iddiasının olmuş gibi takdim edilmesi, bu tür açıklamalar yapmak yanlıştır. Çünkü bu şekilde ifade edildiğinde hukuku bilmeyen, hukukla ilgili olmayan insanlarımız, o imzalı mühürlü kağıtlardan gördükleriyle  ’İşte bunları yapmışlar’ diye düşünebilir.  Bu şekilde masumiyet karinesinin ihlal edilmesini kabul etmek mümkün değildir. Ben burada her şeyden önce herkesi empati yapmaya ve bir gün bu tür bir olayın herkesin başına gelebileceğini düşünmeye ve bir hukuk devletinde bu insanların sahip olduğu haklara saygılı olmaya davet ediyorum. İddianame hakkında isimler nakledilmeden ’Bunlar iddia ediliyor’ demeyi anlıyorum ama iddianamenin hemen CD ortamında, bilgisayar ekranlarında adliye binasının önünde, ’İnsanlar suç işlemişlerdir’ şeklinde toplumda nakledilmesi, o algı, kamuoyu vicdanında, o insanların nazarında yanlış sonuçlar doğurduğu gibi yasa değişikliğinin gündemde olduğu bir aşamada bu şekilde yayın yapmak, istenmeyen sonuçlara veya insanların ön yargılı olmasına da neden olabilecektir" diye konuştu.

MASUMİYET KARİNESİ ZEDELENMEMELİ

Bu konuda girişimlerde bulunacaklarını belirten Prof. Dr. Şen, "Bunlar olmuş gibi kanaat oluşacak yayınlar yaptığınızda; bir takım programlar var ki sanırım bu programlarda bu İddianame sabahlara kadar elden ele dolaşacak ve insanlar yargılamayı yapıp kanaat bildirecek. Bunun yapılacağı yer Şubat ayında başlayacak mahkemedir. Ben buradan herkesi, sanıkların haklarına saygılı olmaya davet ediyorum. İstirham ediyorum ki, iddianın ötesinde bu insanları bu suçları işlemişler gibi takdim etmekten kaçınsınlar ve bir takım insanları toplum nazarında suçlu göstermeye neden olacak açıklama ve davranışlarda bulunmasınlar. İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin Anayasamızın, CMK’nın kesin güvencesi altında olan, herkesin sahip olduğu masumiyet karinesinin zedelenmemesi gerekir. Gerçeklerin ortaya çıkması hepimizin arzusu ama bunun ortaya çıkacağı yer mahkeme salonudur. Bu konuda biz yasal girişimlerde de bulunacağız. Basın hürriyeti adı altında her husususun bu şekilde nakledilmemesi gerekir. Basın kendi görevini, yargı kendi görevini yapmalıdır" dedi.

TAHLİYE TALEPLERİ VE AYRIŞMA ÖNEMLİ HUSUSLAR

Gizliliğin kalkmasıyla birlikte kamu davasının başladığını belirten Şen, "Söz artık savunmanındır. Sorgular ve delillerin tartışılacağı yargılama safhasına geçilecektir. Bu aşamada iki husus önemlidir: Birincisi tahliyeler, ikincisi özel yetkili mahkemelerin görevine girmeyen kişiler varsa bunların ayrıştırılması meselesidir. Ayrışma kararı şu an için henüz verilmemiş görülüyor. İddianame kabulüyle, en azından şu anda ilk aşamada, Mahkeme kendini görevli saymıştır. Ancak bu andan sonra her aşamada, kamu düzeninden gelen bu görev nedeniyle bazı kişiler ve olaylar hakkında Mahkemenin görevsizlik kararı verme imkanı olabilir, olacaktır. Bu yönde talepler olacaktır. Tahliyeler konusu da Mahkemenin resen yani kendiliğinden veya sanık müdafilerin talebiyle her zaman dikkate alınacaktır. Çünkü tutukluluk bir koruma tedbiridir. Adı üstünde bir ceza değil, koruma tedbirdir. 5 ayı aşacak şekilde tutuklamanın devam ediyor olması da şu anda bu tedbirden beklenen amacı bize göre sonlandırmıştır. Bunun mahkeme tarafından da dikkate alınacağını düşünüyorum" dedi.

TUTUKLULUK TEDBİRİNE İHTİYAÇ KALMAMIŞTIR

Yasa değişikliğine de değinen Prof. Şen, "Eğer bir yasa değişikliği olursa, elbette değişen durum tahliye talebi ve Mahkemenin resen incelemesi olacaktır. Tabii hiç kimse Mahkemeye şu şekilde, bu şekilde hareket et demeyecektir. Ancak Mahkeme, Yasamanın bu yöndeki tasarrufu Resmi Gazete’de yayınlanmakla netleştiğinde, bunu dikkate almak zorundadır. Yasamamın kanun düzenlemesi, kesinlikle yargıya müdahale değildir. Bu algı yanlıştır. Ancak görevsizlik meselesi bu kanunun etki alanında değildir. O, meselinin silahlı suç örgütü olup olmamasıyla ilgilidir. Cebir ve tehditle işlendiği iddia edilen suçlara karışmış olan kişilerin özel yetkili ağır ceza mahkemesinde yargılanmasına devam olunur. Bunlarla ilgisi olmayanlar hakkında görevsizlik kararı verilecektir. Tabii bunların takdiri yargı sürecinde mahkemece, savcılık ve avukatlarca yapılacaktır, o aşamada tartışılacaktır. Şu anda önemli olan, bir an önce yargı sürecinin başlamasıdır. Çünkü tutukluluklar da devam etmektedir. En önemli sorun da bu aşama budur. Çünkü ceza olmayan, bir tedbir olan tutukluluk meselesinin bir an önce netleştirilmesi gerekir. Çünkü İddianame düzenlendiğine göre, artık toplanacak delil kanaatimizce kalmamıştır. Çünkü tüm deliller toplanmış ve düzenlenmiştir Savcılık makamınca. Kaçma ihtimali; bu insanların hali vaziyeti, nerede oldukları ve olacakları bellidir. Adli kontrol tedbiri denen; yani kefalet, teminat, yurtdışına çıkış yasağı gibi tedbirler CMK’da vardır. Bunların tatbiki dikkate alınabilir. Bunların talepleri olacaktır. Sanırım sayın Mahkeme de bu tutuklama tedbirini zaman zaman gündemine alıp, değerlendirecektir, yasa değişikli olduğunda da değerlendirme yapacaktır" diye konuştu.

MÜSABAKALAR SADECE BİR TAKIM KONUŞMALARDAN İBARET DEĞİL

Son olarak davanın muhtemel işleyişi hakkında ip uçları veren ve  "Bu müsabakalar sadece bir takım konuşmalardan ibaret değil" diyen Şen, "Gözlemci, hakem raporları, o dönemde o maçlara katılan insanların görüş ve düşünceleri de vardır. Şike, teşvik primi iddiasının, sadece o İddianameye yansıyan bir takım konuşmalardan, delillerden ibaret olmayacağı; o delillerin hukuka uygun bir şekilde elde edilip edilmediği meselesi ve onun dışında o maçlara ait tüm raporlarının da dikkate alınacağı bir yargılama aşamasının bizi beklediğini söylüyoruz. Tabii kesinlikle bunları da burada tartışacak değiliz. İnsanlar,  kesin hükümlerden kaçınmalıdırlar. Biz bile müdafiler olarak hakkımız olduğu halde, kişiler hakkında kesin yargılarda bulunmuyoruz. Yargı sürecinin beklenmesi, takip edilmesi gerekir. Ancak sessiz de kalamıyoruz. Tutuklu olan insanların haklarını, konuşmalarını, dertlerini anlatmak istediklerini ancak biz nakledebiliyoruz. O nedenle zorunlu kaldığımız durumlarda bu açıklamaları yapacağız" dedi.