"tutuklama Müessesesi Türkiye'de Yanliş Uygulaniyor"

15.09.2011

"tutuklama Müessesesi Türkiye'de Yanliş Uygulaniyor"

Kulüp Başkanımız Aziz Yıldırım’ın avukatlarından Profesör Doktor Köksal Bayraktar ile Avukat Şeref Dede, 6222 Sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun ile devam eden soruşturmayı, FB TV’de yayınlanan ve Yasir Kaya’nın sunduğu ’Gündem Özel’ programında değerlendirdi. Başkanımız Aziz Yıldırım’ın sağlık durumu ve süreçleri hakkında detaylı bilgiler veren ve Başkanımızın cezaevi koşullarında tedavi edilemeyecek ciddi sağlık sorunları bulunduğunu belirten hukukçular, iddianame hazırlığından uzayan tutukluluk sürelerine kadar bir çok konuya da değindi.

Hastaneye sevkleri Aziz Bey istemedi

İlk olarak gözaltı, sorgu ve tutukluluk süreci boyunca sürekli yanında bulundukları Başkanımız Aziz Yıldırım’ın sağlık durumu hakkında Fenerbahçelileri ve kamuoyunu aydınlatıcı detaylı bilgiler veren hukukçulardan Profesör Doktor Köksal Bayraktar, "Aziz Bey’in 3 Temmuz’dan bu yana yanındayız. Sağlık durumu; 73 gündür tutuklu. Kendisi, hayatını tehdit edici hastalıklarla iç içe. Tutukluluk durumu, hastalıklarının tedavisi için yeterli değil. Ben şahidim ki; gözaltı, sorgu ve tutukluluk süreci boyunca Aziz Bey, şeker hastalığının yol açtığı rahatsızlıklarından dolayı hastaneye sevkini istemedi. Ancak yetkililer sorumluluğu alamayacaklarını belirterek, kendisini hastaneye sevk ettiler.

Kronik şeker hastası oldu, şekeri 349’a çıktı

Hastanede tedavi altındayken, gözaltı süresi bitti ve hiç alışık olunmadık bir uygulama biçimiyle kendisi hakkında yakalama kararı çıkarıldı. İfadesi boyunca yanında sürekli doktor vardı, kan ölçümleri yapıldı, kandaki şeker oranı sürekli ölçüldü. Biz Şişli Etfal’a götürüldük. Orada Başkan’la birlikte 200-300 kişi vardı. Başkanın etrafında ağır yaralılar, ölümün eşiğinde olanlar, intihara teşebbüs edenler vardı. Tekrar gözaltına alındıktan sonra hastaneden mahkemeye çıkarıldı. 8 gün süren gözaltı sürecinde normalin üzerinde diyebileceğimiz şeker hastalığı, kronik şeker hastalığına dönüştü. Bu dönemlerde kandaki şeker oranının 288’e 349’a çıktığına şahit olduk. Bu rakamlar telaffuz edildi. 3. yatışında MR’ı çekildi ve böbreklerinde kist,  karaciğerinde anomalilere rastlandı. Ben doktor değilim ama Başkanın cezaevi koşullarının da ötesinde bir tedaviye ihtiyacı var. Cezaevindeki ziyaretlerde de 6-7 kez gittiğimizde Başkanın hastaneye kaldırıldığına şahit olduk. Başkanın sağlık durumu özetle böyle" diye konuştu.

Korunması gereken en temel hak: Yaşam hakkı

Avukat Şeref Dede ise bu konuda "Hukukun koruması gereken en temel hak, yaşam hakkıdır. Siz onu koruyamazsanız diğerlerinin hiçbir anlamı kalmaz, hiçbir şey ifade etmez. Aziz Bey çok dirençli bir insanmış. Ama kendisinin çok farklı ve ciddi rahatsızlıkları var.

Cezaevi koşulları tedavi için yeterli değil

Cezaevi koşullarında tedavi ediliyor ama bunun çok sağlıklı bir tedavi olduğu söylenemez. Cezaevinde ne kadar tedavi edilebilirse, o kadar tedavi edilebiliyor. Son rahatsızlığında Aziz Bey kendisi hastaneye gitmek istemedi. Ancak cezaevi doktoru sorumluluk alamayacağını söyleyerek kendisini hastaneye sevk etti. Oradaki raporlar kamuoyuna açık ve herkes görebilir" diye konuştu.

İddia makamı delil topluyor

Başkanımız Aziz Yıldırım, yöneticilerimiz ve kulüp sorumlularımızın tutuklu bulunduğu soruşturmayla ilgili olarak ise Prof. Bayraktar, "Savcılık makamı iddianamenin hazırlanmakta olduğunu söylüyor. Soruşturma üzerindeki gizlilik kalkmış değil ve biz buna saygı duymalıyız. İddianame, lehte ve aleyhte tüm deliller toplandıktan sonra kaleme alınmaya başlanır. Bu süre zarfınca Türkiye’nin bir çok yerinden bir çok kişi emniyette, oradan savcılıkta sorgulandı. Kimisi direk savcılıkça sorgulandı. Bunların kimisi salıverildi, kimisi tutuklandı. Bizim ceza hukukumuza göre bu gözaltı ve sorgulama süreçleri yazılı kurallar değildir. İddia makamının devamlı delil toplamaya çalıştığı, savcının bu yönde bir yol izlediği, soruşturma sürecinin de bu şekilde gittiği kanaatini seziyoruz. Ancak iddianame yazılıyor mu? Yazılmıyor mu? Bilmiyoruz" diye konuştu.

Son karar rutin bir işlem

Son olarak soruşturma kapsamındaki tutukluların, tutukluluk haline yapılan itirazın reddedildiğinin hatırlatılması üzerine Avukat Dede, "Hala soruşturma aşamasındayız. Kovuşturma aşamasına henüz geçemedik. Kanuna göre tutukluluk durumu 30 günde bir incelenmek zorunda. Bu yapılan da aslında bu durumun işlerlik kazanması, yani rutin bir işlem" diye konuştu.

Toplu karar vermek usule uygun değil

Prof.Dr. Köksal Bayraktar ise bu konuyla ilgili olarak, "Bu soruşturmada şahısların tutukluluk sebepleri bir birinden farklı. Böyle farklı sebeplerle tutuklu bulunan şahıslar hakkında toptan tutukluluğun devamı yönünde karar vermek, ceza usulüne pek uygun değil" diye görüş belirtti.

Tutuklu demek suçlu demek değil

Toplumda tutuklulukla ilgili yanlış bir kanaate değinen Avukat Şeref Dede ise "Bizim toplumumuzda yanlış bir kanaat var. Tutuklama durumunda, sanki şahıs o suçu işlemiş ve suçlu olarak algılanıyor ve bu durum da adli yargılamayı etkiliyor. Oysa ki hiç tutukluluk halinde olmadığı halde yargılama sonucu suçlu bulunmuş; ya da sürekli tutuklu olduğu halde beraat kararı verilmiş vakalar var. Öncelikle bu kanaat yanlış bir kanaat" dedi.

Tutuklama uygulamalarından herkes rahatsız

Prof. Bayraktar ise,  "Cumhurbaşkanından, Başbakana, Ana Muhalefet Partisi Liderinden, muhalefet partilerinin liderlerine, Adalet Bakanına kadar herkes Türkiye’de tutukluluk sürelerinin uzun olduğunu söylüyor. Ama buna bir türlü çare bulunamıyor. Asıl olan tutuksuz yargılamaktır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) bu konuda çok net bir tavrı var ve Türkiye bu konularda çok yara alıyor. Son olarak Adalet Bakanı da bu konuda bir açıklama yaptı. Tutuklama müessesi Türkiye’de yanlış uygulanıyor" diye konuştu.

Yasanın amacı holiganizmi önlemek

Hukukçular programın daha sonraki bölümlerinde 6222 Sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun hakkında görüşlerini bildirdiler ve hukukçu gözüyle yasaya ilişkin eleştirilerini dile getirdiler Avukat Dede, "Kanunun amacı adında açıkça belirtilmiş. Aslında bu yasa Türkiye’nin da taraf olduğu uluslar arası anlaşmalar, Avrupa Sözleşmesi gereği çıkarıldı. Ayrıca böyle bir yasa bizim için de gerekliydi. Buradaki ana amaç, benim holiganizm olarak tarif ettiğim tavrın önlenmesine yönelik. Bunun önlenmesi için çıkarıldı" diye konuştu.

Bu yasa, bir spor ağır ceza yasası gibi

25 maddeden oluşan yasanın 10 maddesinin cezai müeyyideler içerdiğini belirten Prof. Bayraktar ise, "Yasanın 5’te 2’si cezai müeyyideler içeriyor. Bu bakımdan bir spor ceza yasası diyebiliriz. Ancak sadece futbol olarak düşünmeyin. Tüm spor branşları için geçerli. Ancak bunun içinde doping yok. Peki bunun içinde doping nerede? 5140 Sayılı Yasada ’Şiddet’ yoktu. Bunda da doping yok" diye konuştu.

Uygulamaları amacına uygun değil

Avukat Şeref  Dede ise, "Bu yasa genel değil, özel hükümler içeren bir yasa. Uygulama yerleri ise spor müsabakalarının yapıldığı yerler ve çevreleri, taraftarların toplanma ve müsabakaya gidiş güzergahları, takımların bulunduğu ve kamp yaptığı yerler. Bu bakımdan incelendiğinde uygulamada bir çok yanıltıcı durum ortaya çıkabilir. Amacı holiganizmi önlemek. Tanımlar yapılmış ama en önemli tanım olan şiddet açıklanmamış. Eksik yönleri yönünden problemler çıkıyor. Uygulamaları amacına uygun değil" diye konuştu.

Tanımlar yetersiz, özel mahkemeler gerekli

Prof. Dr. Köksal Bayraktar ise "Yasanın bugün kamuoyunun gündemini asıl meşgul eden şike ve teşvik tanımları yetersiz. Bu konuda özel mahkemeler gerekli. Bu yasaya spor ağır ceza yasası da diyebiliriz. Yasa 18 ayrı suçtan bahsediyor. Ceza uygulamaları fazla, düzenleyici yönetmelik hükümleri yetersiz bir yasa" diye konuştu.Avukat Dede de " Yasanın kapsamına giren ve zaten TCK’da düzenlenmiş suçlar var" dedi.

Spor hukukuna uygun değil

Spor hukukunun tüm dünyada farklı bir yola girdiğini belirten Prof. Bayraktar, "Spor hukuku yönetmeliklerle, kanunlarla, uluslar arası antlaşma, mahkeme ve tahkim kurullarıyla giderek genişleyen bir alan. Spor hukukunun kendine göre uygulamaları ve müeyyideleri var. Bunlar da daha çok ceza hukukunda olduğu gibi hapis cezaları değil; saha kapatmadan, müsabakadan men’e para cezalarından diğer uygulamalara kadar gidiyor" dedi. Prof. Bayraktar şike ve teşvik konusunun ve bu fillerin yasada belirtilen tipte suç oluşturmasının, çok karmaşık ve faillerin aynı anda harekete geçerek oluşması gereken bir eylem olduğunu da sözlerine ekledi.