14.01.2012

Lefter Küçükandonyadis

Türkiye futbol tarihinin tartışmasız en büyük efsanelerinden Lefter Küçükandonyadis, 1925’te doğdu. Büyükadalı bir balıkçının oğlu olan Lefter, futbola da adada başladı. Daha sonra İstanbul Rum cemaatinin destek verdiği Beyoğluspor ve Taksim’de oynayan Küçükandonyadis’in Fenerbahçe’ye gelişi, 1947 yılında sessiz sedasız gerçekleşti. Daha önceleri kimsenin adını duymadığı Lefter, kısa sürede Fenerbahçe ve Milli Takım’ın değişmez oyuncusu
oldu. 1951 yılına kadar oynadığı dönemde iki İstanbul Ligi, bir de Milli Küme şampiyonluğu yaşadı. Sonrasında İtalya’nın Fiorentina ve Fransa’nın Nice takımlarında oynadı, ancak yurtdışı macerası fazla sürmedi ve tekrar Fenerbahçe’ye döndü. Döndükten sonra üç Türkiye şampiyonluğu yaşarken, 1953-1954 sezonunda
da gol kralı oldu; “Ver Lefter’e, yaz deftere”, onun golcülüğüne yazılmış bir methiyeydi. “Ordinaryus” lakabıyla anılan Lefter, 1954 yılında Dünya Kupası’nda Milli Takım forması giydi, Almanya karşısında kupa tarihinin 400. golüne imza attı. Futbolu bırakmadan önce kısa bir süre Yunanistan’da Egaleo takımını çalıştıran
Lefter, 39 yaşındayken Türkiye’ye döndü, 50 kez milli olan ilk futbolcu unvanını aldıktan sonra 1964 yılında futbolu bıraktı.
 
Egaleo’nun yanı sıra, Güney Afrika’nın Johannesburg ve Yunanistan’ın AEK takımlarında görev yaptı. Gittiği yerlerde çok sevilmesine rağmen Türkiye’ye geri döndü, Mersin İdmanyurdu, Boluspor, Orduspor ve Samsunspor’da teknik direktör olarak çalıştı. Futbol dünyasında aktif görev almayı bıraktığında Büyükada’ya döndü, adanın simgelerinden biri haline geldi.

Lefter, futbolu ilk gün nasıl oynadıysa, son gün de öyle oynadı. Fenerbahçe antrenmanına çıktığı ilk gün herkesi kendine hayran bırakmıştı, 1964’te –ağırlıklı olarak dönemin koşulları nedeniyle– futbolu bıraktığında da hala zirvedeydi. Zaten onun için futbol oynamak; para ya da şöhret anlamına gelmiyordu. Jübilesinden
sonra da Büyükada’da maçlar düzenledi; bir gün Fenerbahçe Genç Takımı’nın formasıyla sahaya çıkıverdi. Top onu seviyordu, o da topu.

Lefter’in yaşamı mücadelelerle doluydu, ama bu onu hırçınlaştırmadı. 6-7 Eylül olaylarından Fenerbahçeli taraftarlarca kurtarıldı, hak ettiği pek çok onura geç ulaştı, hatta futbolunun sonbaharında, sakatlandığı halde hem sarı-lacivertli ekibi, hem de Milli Takım’ı taşımaya çalışırken, “Milli Takım’dan kaçtığı” gerekçesiyle
ceza heyetine verildi. Türkiye’yi ne kadar çok sevdiğini bilen biliyordu; Yunanistan’a Atina’da attığı gollerden sonra ülkesine layık olmanın mutluluğunu yaşadığını söyleyen, yıllar sonra Egaleo’da el üstünde tutulurken, “Memleketimi özledim,” diyerek Türkiye’ye dönen de oydu.

Bir dönem İstanbul’unun temsili gibiydi Lefter, bir arada ve saygıyla sürdürülen bir yaşamın simgesiydi.