Prof. Dr. Ersan Şen: "dava Açilmasi Kişinin Suçlu Olduğunu Göstermez"

06.12.2011

Prof. Dr. Ersan Şen: "dava Açilmasi Kişinin Suçlu Olduğunu Göstermez"

Ceza hukuku uzmanı ve öğretim üyesi Prof. Dr Ersan Şen, kamuoyunu gündemini meşgul eden soruşturmada gizliliğin halen sürdüğünü ve masumiyet karinesinin zedelenmemesi gerektiğini vurguladı.Yargılanmanın ve suçlu gösterilmenin farklı şeyler olduğunu belirten Prof. Şen, bir kişiye dava açılmasının onun suçlu olduğu anlamına gelmeyeceğinin altını çizdi.

YARGILANMA HAKLARI BAŞTAN ELLERİNDEN ALINMASIN

FB TV’ye açıklamalar yapan İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Asbaşkanlarımızdan İlhan Ekşioğlu’nun avukatı Prof. Dr Ersan Şen, basın-yayın organlarına yansıdığı kadarıyla iddianamenin tamamlandığını ama henüz kovuşturmaya geçilmediğini ve gizliliğin sürdüğünü söyledi. Tutukluluk tedbirinin sürmesinin ciddi sıkıntılar doğurduğunu belirten Prof. Şen, "Soruşturmanın sürdüğü yer Beşiktaş, davanın görüleceği yer Çağlayan olduğu için oraya ulaşacak ve biz de taleplerimizi iletebileceğiz. Hala iddianameyi görme imkanına sahip değiliz, göremiyoruz. Bu sebeple biz de çıkan haberleri yadırgıyoruz doğrusu, ’İddianamede şu yazıyor, bu yazıyor’ şeklinde çıkan haberleri. Yanlış anlaşılmaları ortadan kaldırmak için onlara mecburen beyanda bulunmak zorundayız. İnsanların yargılanma haklarını önyargıyla baştan ellerinden almamak için, herkesin sahip olduğu masumiyet karinesi zedelenmesin diye, biz de gerekli yerlerde ve gerektiği zaman yazılı ve sözlü taleplerimizi iletiyoruz" dedi.

SÜRECİN UZAMAZI SANIKLARI PARAMPARÇA ETTİ

"Tahliye talebimiz her zaman olacak" diyen Prof Ersan Şen, "Çünkü 5 aydır tutuklu olan tüm şüphelilerin, hayatlarına devam etmeleri gerekiyor.Yargılanmak başka bir şey, suçlu gibi gösterilmek başka bir şey. Tüm ailenizden, çevrenizden koparılmak başka bir şey" dedi. Prof. Şen, soruşturmadaki şüphelilerin hiçbirinin yargıdan kaçmadıklarını, soruşturmanın tamamlanıp yargı sürecine geçilmesini beklediklerini ve yargılanmanın da hızlı bir şekilde tamamlanmasını istediklerini söyledi. Prof Şen, "Kişiye dava açılması hiçbir şekilde onun suçlu olduğunu göstermez. Biz her şüpheli1 ay sonra 1 hafta sonra yargılansın isteriz. Sürecin bu kadar uzun olması sanıkları paramparça etti" dedi.

İDDİANAME BİR ŞEYİN KANITI DEĞİL

Yargılama sürecinin Silivri’de yapılacağı söylentileri hakkında bu durumun kendileri için uygun olmadığını belirten Şen, "Nakil gerektirdiği ve uzaklığı nedeniyle savunma hakkının layıkıyla yerine getirilememesi nedeniyle uygun değil. Koskoca Çağlayan Adliyesi’nde böyle bir salon bulunabilir. Bu konu mahkeme ile başsavcılık arasında değerlendirilecek" diye konuştu.  "Biz mahkemenin bir an önce başlamasını istiyoruz" diyen Şen,  "Sırf telefon konuşmalarıyla insanları suçlayamazsınız. İddianame bir şeyin kanıtı değil. Bir insan tutuklanmışsa bu sadece bir iddiadır" dedi.

YASAMININ GÖREVİNİ YAPMASI YARGIYA MÜDAHALE DEĞİLDİR

Şike cezasında indirim getiren yeni yasanın veto edilmesi konusunda ise Prof. Şen, "Bir defa bunda bir yanlış anlaşılma var. Bizde 3 kuvvet var: Yasama, yürütme, yargı erkleri.Bu 3’ünün görevleri birbirlerinden ayrı Yasamanın, yani yüce Meclis’imizin görevi kanun çıkarmak. Bir defa kanunun kişiye özeli olmaz. Bir kanun sizi kapsayabilir ama başkalarını da kapsayabilir. Sırf sizin için çıkmayacaktır bu kanun. Bu anlamda yasama organı milletvekillerinden gelen teklifleri, hükümetten gelen tasarıları alt komisyonda, adalet komisyonunda ve genel kurulda değerlendirir. Vekiller oralarda konuşur, tartışırlar. Çünkü onlar halkın sesidirler. Eğer yasa bir ihtiyaç değil keyfilikse orada engel olacaksınız, zapta geçireceksiniz. Kanun çıktıktan sonra bu eleştirileri vekiller, kendi içlerinde yaparlar. Eğer orada yasaya muhalif kalmışsanız, gelir bunu halka anlatırsınız. Cumhurbaşkanımıza anayasayla bazı yasama faaliyetlerine katılma yetkisi verilmiştir. Cumhurbaşkanı önüne gelen kanunu inceler bu hukukilik ve yerindelik incelemesidir. Cumhurbaşkanının takdiridir, gerekçe gösterir. Bir takım gerekçeler ortaya koymuştur. Ancak ben bu gerekçelerden katılmadığım kişiye özel olanıdır. Kişiye özel bir kanun olması başka, bir de kanunun barındırdığı hükümler nedeniyle adalete uygun olmaması nedeniyle düzeltilmesi başka. Bu Meclis’in görevi. Meclis bu tartışmayı yapar. Vekillerin iradeleri, grupları, bağlı olduğu partiler ve kendi düşünceleri vardır. Ülkemizde çıkan bir çok mevzuat ve değişiklikten bir çok kişiyi etkilemiştir. O sadece onun için çıkarılan bir şey değildir. O değişiklik herkesi kapsıyor. Bu mantıkla bakarsanız her kanun değişikliği birilerini etkileyecektir. Buna yargıya müdahale diyemezsiniz. Yarın Ceza Kanunu’nda bir değişiklik yapıldığında; bundan önce örneğin görevi kötüye kullanma suçuyla ceza indirimine gidildi ve yargının önünde de bu konuyla ilgili bir çok dava vardı. Ne oldu şimdi? Yasama organı yargıya müdahale mi etti? Burada kişiye özel bir değenlerime yorumu mu yaparsınız? Yasamanın yasama tasarrufunu yapıp kanun üretmesi yargıya müdahale değildir. Anayasaya göre yargı buna uymak ve uygulamakla yükümlüdür. Eğer o yasa iyi değilse değişir. Ama bunu kişiye özel değerlendirmesiyle bir kenara koymak doğru değildir. Bu cezadaki aşırılığı suç ve ceza siyasetine uymayan noktayı tümden görmezden gelirsin. Şimdi ’Bu yasa Nisan 2011’de çıktı niye şimdi hemen değişiyor?’ deniliyor. Ama şimdi uygulandı, şimdi görüldü. Geçmişte birileri hata yapmışsa, eksik incelenmişse, fark edilmemişse, bundan dolayı insanları mağdur etmeye gerdek var mı?" diye konuştu.