21.02.2012

Tarihi Savunma Başladi (2)

Tarihi davada Başkanımız Aziz Yıldırım, Mahkeme Heyeti’ne savunmasını vermeye devam ediyor. Başkanımız Aziz Yıldırım’ın savunmasının devamı şöyle:

14 Nisan 2011 den sonra yapılan maçlarla ilgili Savcı Mehmet Berk skorları dahi bildiklerini ifade etmişti. O zaman suçüstü yapılarak olaylar gerçek hale getirilirdi ve kısa zamanda gizlilik içinde mahkemelerde süratli bir şekilde çalışarak davayı sonuçlandırırdı. Bunu yapmak için gerekli bilgi ve belgelerin elinizde olması gerekir. Kesin şike dediğiniz Bucaspor maçı gibi bilginizin olması sorunları  daha büyütür. Savcı şike diye ısrar ettiği maçı iddianameye bile koymadı.

"Şüpheli Aziz Yıldırım tarafından oluşturulan suç örgütünün,  süper ligde oynanan maçların sonuçlarını -Fenerbahçe futbol takımının lehine olacak şekilde- şike yapmak/teşvik primi vermek suretiyle etkilemek amacıyla kurulduğu ve faaliyet yürüttüğü, şüpheliler arasında mevcut hiyerarşik bağ çerçevesinde iş bölümü yapıldığı, şüphelilerin birbirleriyle ve üçüncü şahıslarla  sürekli irtibat halinde ve yoğun şekilde, düzenli olarak şike eylemlerinde bulundukları, yukarıda isimleri zikredilen örgüt üyelerinin, Aziz Yıldırım’ın emir, direktif ve talimatlarıyla hareket ettikleri, Aziz Yıldırım’ın bizzat  şüphelilerden çok azıyla görüştüğü, genellikle İlhan Yüksel Ekşioğlu aracılığıyla emir ve talimatlarını ilettiği ve eylemleri koordine ettiği, örgüt üyesi şüphelilerin birbirleriyle ve menajer-aracılarla irtibatlarının ekseriyetle büyük bir gizlilik içerisinde ya belirli aralıklarla ya bir önceki görüşmede sonraki görüşmenin yeri ve zamanı belirlenmek suretiyle sağlandığı, ÖRGÜT ÜYESİ ŞÜPHELİLERDEN BAZILARININ şike/teşvik girişimlerini MESLEK HALİNE GETİRDİKLERİ, hatta geçimlerini bu yolla temin ettikleri, şüphelilerin birbirleriyle yaptıkları  görüşmelerde gizliliğe azami riayet gösterip şifreli kelimeler kullandıkları, bu  suç örgütünün  yapısı incelendiğinde, diğer suç örgütlerinde olduğu gibi  dikey bir yapılanma oluşturduğu ve şüpheliler arasındaki HİYERARŞİK İLİŞKİNİN DİĞER ÖRGÜT YAPILANMALARINA KIYASLA DAHA SIKI OLDUĞU, şüphelilerin sayısının örgüt kurmaya yeterli olduğu ve  suçu yönünden elverişli üye, araç ve gerece sahip olunduğu, toplanan kanıtlar, ÖZELLİKLE TEKNİK TAKİP SONUCU ELDE EDİLEN BİLGİ VE BELGELER, şüpheliler arasında hiyerarşik bir bağ olduğu, suç işleme iradelerinde devamlılık  bulunduğu, yasal anlamda disipline edilmiş örgüt ve örgüt bireylerinin ayrımsal fonksiyonel sorumluluk ve aktiviteleri ile somut özel görev ve işlevlerinin olduğunu  kabule elverişli olduğu, BU BAĞLAMDA ŞÜPHELİLERİN TEKNİK TAKİBE KONU KULLANDIKLARI TELEFON HATLARIYLA BİRBİRLERİYLE  YOĞUN ŞEKİLDE YAPTIKLARI GÖRÜŞMELER ÖRGÜT ÜYELERİ TARAFINDAN ŞİKE/TEŞVİK PRİMİ EYLEMLERİNİN BİRBİRLERİYLE İRTİBATLI VE KOORDİNELİ ŞEKİLDE, ÖRGÜT FAALİYETİ ÇERÇEVESİNDE işlendiğini ve şüphelilerin yoğun şekilde bu eylemlerde bulunup  bu faaliyetleri rahat bir şekilde yürütmek amacıyla örgüt teşkil ettiklerini gösterdiği, TCK’nın 220. maddesine  uygun şekilde teşkil edilen örgütün esas itibariyle şike/teşvik eylemlerinde bulunmak amacıyla kurulduğu, bu yolla haksız ekonomik çıkar sağlamayı amaçlayan suç örgütünün cebir/tehdit uygulayan silahlı bir örgüt olmadığı, ancak suç örgütü içerisinde yer alan bazı şüphelilerin suç geçmişleri, Peker Grubuyla uzun geçmişe dayanan ve süregelen irtibatları,  örgüt lideri Aziz Yıldırım’ın; bu bağlantılar sayesinde SEDAT PEKER İSMİNİN FUTBOL CAMİASI İÇERİSİNDEKİ KORKUTUCU GÜCÜNÜ ŞİKE FAALİYETİ YÜRÜTÜLEN ŞAHISLAR ÜZERİNDE BİR BASKI ARACI OLARAK KULLANMASI, BÜLENT İBRAHİM İŞÇEN, ABDULLAH BAŞAK GİBİ İSİMLERİN PEKER Grubuyla ilişkisinin diğer şahıslarca ve futbol kamuoyunca bilinmesi nedeniyle Aziz Yıldırım’ın bu şahısları bilerek kulüp içerisinde çevresinde tutup  kendisine muhalif isimler üzerinde bir baskı oluşturma amacı ile yönlendirmesi (08.05.2011 günü yapılan Fenerbahçe Mali Genel Kurulunda yaşananlar buna örnek teşkil eder ve bu nedenle anılan eylem aşağıda ayrı bir başlık altında ayrıntılı olarak irdelenmiştir) ve  ÖRGÜTÜN BUNA UYGUN ÜYE YAPISI DİKKATE ALINDIĞINDA HER AN CEBİR/TEHDİT/BASKI İÇEREN EYLEMLERDE BULUNABİLECEK BİR ÖRGÜT YAPISINA DÖNÜŞEBİLECEĞİ TÜM DOSYA KAPSAMINDAN ANLAŞILMIŞTIR."

Suç örgütü Fenerbahçe futbol takımının lehine olacak şekilde şike yapmak – teşvik primi vermek suretiyle etkilemek amacıyla kurulduğu ve faaliyet yürüttüğü, iş bölümü yapıldığı, Aziz Yıldırım emir, direktif ve talimatlarıyla hareket edildiği söylenmektedir.

Aziz Yıldırım Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanıdır. Örgüt lideri değildir. Fenerbahçe Spor Kulübü 1907 yılında kurulmuş ve Dernekler Masası Başkanlığınca onaylanmış Tüzüğüne göre idare edilir.

Kulübün Amacı ve Faaliyetleri :

"Madde 3: Kulübün amacı; Atatürk’ün gösterdiği hedef ve ilkeler doğrultusunda; çağdaş yaşama uygun olarak, üyelerin ve sporcuların beden ve ruh sağlığını geliştirecek olanaklar hazırlamak ve onların fizik ve moral eğitimleri ile ilgilenmek, onları Kulübün tesis ve faaliyetlerinden yararlandırmaktır.

Sporun hedefinin bireyler arasında dostluk, barış, sevgi ve kardeşliği geliştirmek olduğu bilinciyle; sporun ulusal düzeyde gelişmesine ve yaygınlaşmasına katkıda bulunmak, sporcu sağlığı ve eğitimi için altyapı tesislerini yaparak Kulübün sporcularını eğitmek ve onlara karşı çağdaş koşullar ve olanaklar sağlamak için altyapı, tesis ve sosyal tesisler oluşturmak, onlardaki sportmenlik anlayışının devamını sağlamak, yurtiçinde ve yurtdışında profesyonel ve amatör spor branşlarında müsabakalara katılmaktır"

Kulübün amacına baktığımızda sporun ulusal düzeyde gelişmesine ve yaygınlaşmasına katkıda bulunmak diyor. Bizlerde 14 yıllık yönetim dönemimizde amatör şubelerde yapmış olduğumuz yatırımlarla ulusal düzeyde başarılar elde ettik. Bu arada profesyonel futbol takımımızda yurt içi ve yurtdışında başarılı sezonlar geçirdi.
Kulübün organları
Kulübün organlarının görev ve yetkileri ile seçim işlerinin hangi şekilde yapıldığına bakalım.
Fenerbahçe Spor Kulübünün organları şunlardır;
a)      Genel Kurul
b)      Yönetim Kurulu
c)      Denetim Kurulu
d)      Yüksek Divan Kurulu
e)      Disiplin Kurulu
f)      Sicil Kurulu
g)      Balotaj Kurulu
 h)      Tarih, müze ve arşiv Kurulu

Genel Kurul

Madde 18: Genel Kurul, Kulübün en yetkili organı olup, Kulüp üyelerinden oluşur. Şu anda 15.000 kulüp üyesi bulunmaktadır.

Görev ve Yetkileri

Madde 19 : Genel Kurul, Kulübün en yüksek karar organı sıfatıyla aşağıda yazılı hususları görüşür ve karara bağlar
a)      Kulüp Başkanı ile Kulübün diğer organlarını seçmek,
b)      Yönetim Kurulu, Denetim Kurulu ve Yüksek Divan Genel Kurulu’nun raporlarını görüşmek,
 c)      Yönetim Kurulu’nun o döneme ait faaliyet ve hesapları ile Profesyonel Futbol Şubesi’nin hesaplarını ayrı ayrı ibra etmek,
d)      Yönetim Kurulu tarafından hazırlanan bütçeyi veya ek bütçeyi aynen veya değiştirerek kabul etmek,

Olağan Genel Kurul toplantılarında, Kulüp Başkanı ile Kulüp organlarının seçimi üç yılda bir; mali, idari ve sportif konuların müzakeresi ve ibrası ile ilgili genel kurul toplantıları ise her yıl yapılır.

Yönetim Kurulu, Kulüp üyeleri arasından, üç yıl için, genel kurul tarafından gizli oyla seçilen bir başkan ile 14 asil ve yedek üyeden meydana gelir.

Yönetim Kurulu üyeleri yapacakları ilk toplantıda bir başkan vekili, genel sekreter, muhasip üye, sosyal ilişkilerden sorumlu üye ve amatör şubelerden sorumlu üye ile gerekli görülen faaliyetleri yürütecek üyeleri ve kulüp sözcüsünü seçer.

Yönetim Kurulu gerekli gördüğü hallerde ve sayıda, as başkanlık ihdas edebilir ve bu sıfatı üyelerden birine ve birkaçına kullandırabilir.

Ben, As Başkan Şekip Mosturoğlu ve Amatör Şubelerden sorumlu İlhan Yüksel Ekşioğlu Tüzükteki kurulun oluşumla ilgili maddesine göre önce Genel Kurulda 24 Mayıs 2009 tarihinde seçildik. Daha sonra yönetim içerisinde görev bölümünde de, bu arkadaşlar şu anki görevlerini üstlenmişler ve bu görevlerini bugüne kadar başarı ile yaparak Fenerbahçe Spor Kulübü’ne katkıda bulunmuşlardır.

Yönetim Kurulu Başkanı’nın görev ve yetkileri Tüzüğümüze göre şöyledir;

Madde 38’de,
a)      Başkan, Kulübün manevi ve tüzel kişiliğini temsil eder
b)      Devlet teşkilatı, kurum ve kuruluşlar, spor kulüpleri ve basınla ilişkileri sağlar ve düzenler
c)      Kulübün kurulları ve kurullara üyeler arasındaki ilişkileri düzenler, gerekli hallerde kurulları toplantıya çağırır ve başkanlık eder. Anlaşmazlıkları çözümler, birlik ve dayanışmanın güçlenmesini sağlar.
d)      Kulübün faaliyet ve çalışmalarını denetler, düzenler ve yönlendirir.
e)      Yönetim Kurulu kararları doğrultusunda kulübü temsil ve ilzam eder
 f)      Mevzuatın ve Kulüp tüzüğünün kendisine verdiği diğer işleri yapar ve yetkilerini kullanır.

Başkanla yöneticiler arasında tüzük gereği hiyerarşik yapı vardır. Bu yapı en üste genel kurul, Başkan ve yönetim kurulu olarak kurulmuş yapının diğer bir ayağı da yüksek divan kuruludur. Örgüt lideri ve örgüt olarak suçlanan bizler zaten Fenerbahçe Spor Kulübü tüzüğüne göre Fenerbahçe Spor emrinde olan bir örgütüz.

Bu örgütün tabanı Genel Kuruldur. Fenerbahçe Spor Kulübü’ne üye olanlar Genel Kurula aidatlarını yatırdıklarında katılırlar. Tüzüğün kendilerine verdiği görev ve haklarını kullanırlar.

Bizler örgüt kurmadık. Zaten Fenerbahçe Spor Kulübü’ne hizmet etmek için gönüllü olarak bir araya gelmiş bireyleriz. Fenerbahçe’ye hiyerarşik bağ çerçevesinde iş bölümü tüzük gereği yapma mecburiyetimiz vardır. Yönetim Kurulu üyeleri, kulüpte çalışan personel ve Fenerbahçe Spor Kulübü üyeleriyle görevlerimiz gereği ve aynı camia içinde olduğumuz için birbirimizle irtibat halinde olmamız gayet normaldir.

Hukuki konulardan sorumlu As Başkan Şekip Mosturoğlu ile her zaman bir araya gelmişizdir, konuşmuşuzdur. Seçimlerden, tüzük çalışmalarından, sporcuların mukavelelerinin yapılmasına veya Federasyonla, UEFA’yla ilgili hukuki konuları ve süreci, Amatör Şubeler Sorumlusu İlhan Ekşioğlu’yla da Onunla ilgili konularda görüşmüşüzdür. Eğer bu sistemi örgüt olarak kabul edersek o zaman genel kurul üyelerini de bu örgütün bir parçası olarak görmeliyiz.

Fenerbahçe Spor Kulübü genel kurulu da Fenerbahçe örgütünün bir parçasıdır.  O zaman Savcı Mehmet Berk, Savcı Fikret Seçen, Emniyet Müdür Yardımcısı Mutlu Ekizoğlu da Genel Kurul üyeleri olmalarından dolayı Aziz Yıldırım Başkanlığındaki bu örgütün üyeleri olmaktadırlar.

 Hiyerarşik ilişkimiz tamamen tüzük gereğidir. Bizler camia olarak bazı hainler hariç aile gibiyizdir. Büyüklerimize her zaman saygılı olmuşuzdur. Kulüp büyüklerinin ve hizmet etmiş kişilerin isimlerini tesislere vermemiz, Allah tan rahmet dilediğim Lefter Küçükandonyadis’in stattaki cenaze tören de  bunun örneğidir.

Sedat Peker’in futbol camiası içerisindeki korkutucu gücünü şike faaliyeti yürütülen şahıslar üzerinde bir baskı aracı olarak kullanması ;

Sayın Başkan;

Şike yaptığı söylenen hangi sporcuya Sedat Peker’in korkutucu gücünü kullanmışız? Bir örnek, bir isim verilmesini istiyorum. Zaten 150’den fazla Sedat Peker ismi iddianamede geçmektedir. Kendisi ile ilgimiz olmamasına rağmen neden Beni kendisiyle irtibatlı hale getirilmeye çalışılmaktadır?

Amaç nedir? İnsanlar bu kadar karalanamaz.

İddia Makamı zaten benim korkutucu gücüm olduğunu söylüyordu. Bu gücümü Federasyon, hakemler üzerinde kullanıyordum. Sayfalar ilerledikçe bu güç yön ve kişilik mi değiştiriyor? Biraz insafsızlık olmuyor mu? Fezlekeyi hazırlayanlar beni tanımıyorlar mı?

Bülent İşçen Kelebek Davasından beraat etmiştir. Sedat Peker’in davasında bir şekilde adı geçenleri bu davaya yamamaya çalışırsak bu dava şike davası olamaz. Bu davanın yönü ve yörüngesi değişir. Bülent İşçen benden önceki dönemde de Kulübe yakındı. Bundan sonra da olacaktır. Karıncayı bile incitemeyecek insanları karanlık güç olarak göstermeye kimsenin hakkı yoktur. Allah’a şükür dürüstlüğümüz, sözümüzün eri olmamız, onurlu olmamız, Fenerbahçe sevdamız Bizim en büyük gücümüz ve silahımızdır.

08.05.2011 Fenerbahçe Spor Kulübü Mali Genel Kurulunda yaşananlar "örnek" teşkil ediyormuş. Savcı Mehmet Berk herhalde Amerika’da yaşıyor. Türkiye’yi izlemeden yorum yapıyor.

Fenerbahçe Mali Kongresinde hiçbir olay olmamıştır. Camiamıza yakışır şekilde 1095 kişinin katılımıyla sevgi ve saygı içerisinde yapılmıştır.

T.B.M.M.’sini, Galatasaray Spor Kulübü Mali Kongresi’ni, Ankaragücü Spor Kulübü Kongresini basından okuyarak bilgi sahibi olmasını diliyorum. Anlattığım son bölümdeki Ankaragücü kongresinde silahlar patlamıştır.

Savcının çok ileri görüşlü olduğunu bu iddianameyle bir daha anladım. Savcı Mehmet Berk şöyle diyor;

"Örgütün buna uygun üye yapısı dikkate alındığında her an cebir / tehdit / baskı içeren eylemlerde bulunabilecek bir örgüt yapısına dönüşebileceği tüm dosya kapsamında anlaşılmıştır". Açıklaması ise kanaatimce hukuki bir talihsizliktir. Keza "Kanunun suç saydığı" fiillerin cezalandırıldığı çok açık bir gerçekken, "Kanunun Suç Sayacağı Fiillerin Cezalandırılmasını" öngören bu tespit ile ilgili değerlendirmeyi siz hukukçulara bırakıyorum. Zincirlikuyu’daki mezarlığın üzerinde "Her canlı bir gün ölümü tadacaktır" yazmaktadır.

Ekonomi konularıyla ilgili şunları da açıklamakta büyük fayda görüyorum;

Deloitte tarafından 1996/1997 yılından bu yana düzenli olarak hazırlanan futbol para liginde 2007/2008 futbol sezonunda mücadele eden kulüplerin gelirlerini mercek altına alan raporda 19 ncu sırada Fenerbahçe Avrupa’nın beş büyük liginin dışında yer alan bir ligden futbol para ligi sıralamasına giren ilk kulüp olarak da etkileyici bir başarı göstermiştir.

Fransa’da aylık olarak yayınlanan ekonomi dergisi L’Expansion Avrupa’nın dev kulüplerinin Fenerbahçe’nin ekonomik büyümesinden korkması gerektiğini savunuyor.

11 Mayıs 2011 de Fransız Ekonomi Dergisi ANNECİĞİM FENER GELİYOR manşetiyle,

 "Fenerbahçe, Avrupa’ya örnek bir Kulüp. Aynı mali yapıda gelişme sürerse, çok uzun yıllar değil belki 10 yıl içinde Şampiyonlar Ligi’nin sürekli şampiyonu olacak" diye yazdı.

 Fransız ekonomi dergisi L’expansion Fenerbahçe’nin mali gelişiminin Avrupa’nın devlerini tehdit edecek düzeye gelmek üzere olduğunu yazdı. Camile Belsoeur imzalı makalede Avrupa’nın pek çok büyük takımını mali açıdan önümüzdeki yıllarda büyük bir yıkımın beklediği anlatıldı. "Fenerbahçe’nin incelenmesi gereken mali yapıları ile Avrupa’nın zengin takımlarına örnek oluşturuyor" diye konuştu.

Belsoeur Fenerbahçe için şu yorumu yaptı
"İstanbul’un büyük kulübü istihdamı çeşitlendirme stratejisi ile ivme yakaladı. Başarılı olması hisse fiyatlarını yükseltti. Her yıl daha da güçlenen mali yapısıyla Fenerbahçe, dünya çapında 64 mağazası ile yıllık ortalama 25 ila 30 milyon Euro kar ediyor. Bu Fenerium’un incelenmesi gereken bir başarısı daha ilginci ise Fenerbahçe’nin ezeli iki rakibi Beşiktaş ve Galatasaray da aynı şehrin, İstanbul’un iki  takımı.

ÖRGÜT ÜYESİ DOĞAN ERCAN’IN ŞİKE FAALİYETLERİNDE BAŞARISIZ OLMASI NEDENİYLE KENDİSİNE YENİ GÖREV VERİLMEMESİ İDDİASI

Doğan Ercan’a talimat vermemle ilgili bir tape bile yoktur. Eğer var ise iddia makamı bunu ispat etmelidir. Doğan Ercan Gençlerbirliği – Fenerbahçe maçını anlattığımız ileriki bölümlerde de göreceğimiz gibi Trabzon’dan gelecek teşvik primini önleme çalışması yapacakken bunu da yapmadığını tapelerden anlamaktayız. Hiçbir futbolcuya ulaşmamıştır.

 "Sonraki maçlarda da şike faaliyetlerinde görevlendirilmediği, para dağıtımından pay alamayan şüphelinin görev istediği Alâeddin Yıldırım ve İlhan Yüksel Ekşioğlu’nun bu tapeleri reddettikleri açıkça anlaşılmıştır" denmektedir.

18.03.2011 tarihindeki Doğan Ercan’ın Alâeddin Yıldırım’a gönderdiği mesajdaki ifadesine baktığımızda sanki Benim bir şeyler söylediğimi ifade etmektedir. Benim görüşmüşlüğüm veya bir konuşma tapem mevcut mudur? Cevabının hayır olduğunu bildiğimize göre kendi kafasında kendine göre bir şeyler planlamaktadır. Teşvik görüşmeleri yönünde kendisine hiçbir şekilde görev verilmemiştir. Çünkü böyle bir çalışmamız yoktur. Anladığım kadarıyla Savcıya göre görev vermemek de suç oluyor. Yaptın suç, yapmadın suç. Anlayan varsa bize de anlatsın.

Doğan : Cuma günü maça gideyim mi ben
Alâeddin : Konuşuruz ya dur şimdi telefonda nasıl konuş.. ne yapıyorsun

Acaba hangi maçla ilgili konuşuyorlar? Tam papatya falı açılacak bir olay. 22.04.2011 tarihinde oynanmış olan bu maçla ilgili teşvik konusunun konuşulduğunu söyleyecekler ama bunu da söyleyemiyorlar. En büyük yanlışlık ise oynanan maçla ilgili görev verilmesinin konuşulması biraz tuhaf değil mi?

04.05.2011 günü Alâeddin Yıldırım, Doğan Ercan’a "Beni karıştırmayın" demekle zaten her hangi bir olayın yapılmadığını açıkça belirtmektedir.
SPOR KAMUOYUNDA HER YERDE HİÇBİR ŞEY YAPMADAN ÇOK ŞEY YAPTIM DİYEN İNSANLAR OLABİLİR. BU OLAY DA ÖYLE BİR ŞEYDİR. SONUÇTA HİÇBİR ŞEY YAPILMAMIŞTIR.

Sayın Savcı’nın anlamadığı bir şey de Fenerbahçe Spor Kulübü futbol takımı bir üretim yapmamaktadır. Ancak bir malınız var ise bunun pazarlamasını prim vererek satışını sağlarsınız. Yoksa futbol takımının maçı için belirlenmiş, dağıtılacak para yoktur. Burası bir banka değildir. Bunun iyice anlaşılması gerekir. Kısaca para dağıtımı olmadığı için kimse pay alamaz. Çünkü para dağıtımı yapılacak bir neden yoktur.

ŞİKE FAALİYETLERİNDE BAŞARILI OLAN ABDULLAH BAŞAK’A İLHAN EKŞİOĞLU TARAFINDAN 02.06.2011 GÜNÜ ARAÇ SATIN ALINDIĞI İDDİASI

Bizlerin, Emniyet ve Savcılık sorgularının yapıldığı günlerde medyada bu aracın Sivasspor kalecisi Korcan Çelikay’ın kız kardeşine alındığı da manşetten yer almıştır. Haberlerin Emniyet tarafından nasıl kirli şekilde kamuoyuna deformasyon edildiğini görüyoruz. Korcan Çelikay’ın kız kardeşi bulunmamaktaydı. Emniyet, Türkiye Cumhuriyeti nüfusunu hayali olarak 1 kişi daha artırmıştı. Bundan şikâyetçiyim, çünkü Gayrisafi Milli Hasıla gelirimiz düşmektedir.

Hangisi tutarsa formülüyle suçlanarak 8 aydır tutukluluğumuz devam ediyor. İlhan Ekşioğlu bu konuyla ilgili daha geniş bilgi verecektir. Son olarak bu aracın Abdullah Başak’a alınmasında İlhan Ekşioğlu’nun yardımcı olduğunu biliyorum.

Bülent İşçen ve Abdullah Başak ta bu konuda Sayın Başkanlığınıza herhalde bilgi vereceklerdir.

Ruken Başak adına alınan araç üzerindeki el koyma kararı mahkemece kaldırılmıştır.

31.10.2011 tarihinde satılamaz/ devredilemez şerhi konulmuştur. Bu olayın en komik tarafı da 04.06.2011 günü yapılan fiziki takipte arabanın içinde Abdullah Başak’ın resminin çekilmesidir.

ALİ KIRATLI’NIN KIBRIS’A TATİLE GÖNDERİLDİĞİ İDDİASI

Diğer bir konu da Ali Kıratlı’nın Kıbrıs’a tatile gönderildiğinin söylenmesidir. Ali Kıratlı Kıbrıs’ta özel işleri olan bir kişidir. Kıbrıs’a çeşitli zamanlarda gidip gelmiştir.

Bu da gösteriyor ki Ali Kıratlı kendi işleri ile ilgili sürekli Kıbrıs’a gidip gelmektedir. Bizlerle ilgili tatile gitmemiştir.

BASININ YÖNLENDİRİLDİĞİ İDDİASI

"
ÖRGÜTÜN ŞİKE FAALİYETLERİNİ GİZLEYEBİLME ADINA BASINI YÖNLENDİRDİĞİ VE ÖRGÜT LEHİNE OLACAK ŞEKİLDE HABERLER YAPTIRDIĞI,
AZİZ YILDIRIM’IN ÖZELLİKLE FENERBAHÇE ALEYHİNE YORUM YAPAN VEYA ÖRGÜTÜ DEŞİFRE EDER NİTELİKTE HABER YAPAN GAZETECİLERİ UYARMA GEREĞİ HİSSETTİĞİ, HATTA İŞLERİNE SON VERİLMESİ İÇİN KURUMLARINA BASKI YAPTIĞI ANLAŞILMIŞTIR."
Denilmektedir.

Sayın Başkan,

Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı olmamdan dolayı tüm basın mensupları Benimle görüşmek, röportaj yapmak, kulüple ilgili istedikleri haberleri birinci elden almak isterler. 1998 yılından önce Fenerbahçe Spor Kulübü’nü Başkan’la basın beraber idare ederler düşüncesi toplumda yaygındı. Başkan olmamla beraber kurumsal yapı içerisinde iletişim grubunu Kulüp bünyesinde kurdum. Türkiye’de ilk Kulüp televizyonunu 2004 yılında hayata geçirdim. Fenerbahçe internet sitesi, Fenerbahçe dergisi ve Fenerbahçe radyosunun kurulmasıyla Fenerbahçe’miz kendi basın iletişim araçlarını kurmuş olduk. Bunun gereği olarak Kulüple ilgili her türlü bilgi bu kanallardan Fenerbahçelilere ve kamuoyuna açıklandı. Daha önce yöneticiler ile sporcularla direk irtibat kuran basın mensuplarının istedikleri gibi çalışmaları engellenmiş oldu. Haberler daha sağlıklı ve doğru olarak bu mecralardan yayınlanmaya başlandı. Diğer kulüplerde bu yoldan gelerek Fenerbahçe Spor Kulübünü takip etmeye çalıştılar.

Erman Toroğlu’nun Lig TV’den ayrılmasıyla ilgili düşüncelerimi Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı ve Kulüpler Birliği Başkanı olarak her platformda dile getirdim.

Sayın Başkan,

EMNİYETİN VE SAVCILIĞIN KİŞİLERİN ÇALIŞTIKLARI YERLERDEN AYRILMALARIYLA İLGİLENDİĞİNE İLK DEFA BU OLAYDA RASTLADIM. ÖZEL MAHKEMELERİNİN KONULARINDAN BİRİNİN DE BU OLDUĞUNU ÖĞRENMİŞ OLDUK. TÜRKİYE’DE BİNLERCE KİŞİ HAKLI VEYA HAKSIZ İŞYERLERİNDEN AYRILIRLAR. BEŞİKTAŞ’TAKİ ÖZEL MAHKEME ACABA BURADAKİ GİBİ BİR SORUŞTURMA DAHA YAPMIŞ VE YAPMAKTA MIDIR? DAHA DA İLGİNÇ OLAN İSE SORUŞTURMA AŞAMASINDA SEZER ÖZTÜRK İSİMLİ FUTBOLCUYA İFADESİ ALINIRKEN ERMAN TOROĞLU’NUN DİGİTURK’TEN AYRILMASININ SEBEBİ SORULMUŞTUR. SEZER İFADESİNİN ALINDIĞI TARİHTE HALEN BAŞKA BİR FUTBOL KULÜBÜNÜN LİSANSLI SPORCUSU İKEN KENDİSİNE SAVCILIK TARAFINDAN BÖYLE BİR SORU SORULMASI DOĞRUYU SÖYLEMEK GEREKİRSE EN HAFİF TABİRLE ABESLE İŞTİGALDİR.

Bu nasıl adalettir? Neden karşı olduğumu basın mensuplarının aşağıdaki yazılarıyla daha iyi anlayalım.

Mustafa Çevik: Bak şimdi bir arkadaşım aradı beni GAZETECİ Emenike’nin Fenerbahçe Oteline girerken cumartesi akşamı görüntüleri var bunu ne yapalım
Nevzat Şakar: Vallahi bilemiyorum onu siz yayıncısınız
M.Ç. : Bunu size yollasak servise yaptırabilir misiniz?
N.Ş.  : Yolla istersen bizim Altuğ Bey’e yolla

Mustafa Çevik kimdir? "İstanbul ilinde kalmaktayım, annemin rahatsızlığından dolayı son zamanlarda Karabük’te kalmaktayım. 1999 - 2007 yılları arasında Karabük’de üç yerel televizyonda televizyon Müdürü ve Spor muhabiri olarak görev yaptım. 2008-2010 YILLARI ARASINDA KANALTÜRK TELEGOL PROGRAMINDA ÇALIŞTIM. Karabüknet Haber isimli internet sitesinde spor editörlüğü yapıyorum" diyor. Sonrası da çok çok önemli çünkü Mustafa Çevik 04.07.2011 tarihinde ’futbolda şike soruşturması ile ilgili birçok şahsın gözaltına alındığını öğrenmem üzerine bu olaylarla ilgili benimde bazı bildiğim konuların olduğunu söyleyerek ifade vermek ve tüm bildiklerimi anlatmak için Karabük KOM Şube Müdürlüğü’ne geldim’ diyor ve anlatıyor;

 "Ben spor gazetecisi olduğum için Karabük’te futbolla ilgili  bütün gelişmeleri yakinen takip ederim. Karabükspor Kulübünde görev almış birçok insanla irtibatım vardır. 3 Mayıs 2011 Salı günü Karabükspor’la çok yakın olan bir haber kaynağı birlikte çalıştığımız Ergün Başkaya ile bana Karabükspor 2.Kalecisi Bülent Ataman’ın Kulüp binasında lobi içerisinde aleni olarak bu Emenike Şerefsizi adam değil Fenerbahçe maçında bakın oynamayacak, BU GELEN TEŞVİKTEN BİR KURUŞ PARAYI ONA VERDİRMEYECEĞİM"
ŞEKLİNDE ALENİ OLARAK ETRAFA BAĞIRDIĞINI BİZE SÖYLEDİ VE BU KONUYU DEĞİŞİK KAYNAKLARDAN ARAŞTIRDIK DİYEREK DEVAM ETMEKTEDİR.

BÜLENT ATAMAN TRABZON DOĞUMLU BİR KALECİDİR. Karabük maçı sırasında ayakkabısını sahaya fırlatan şahıstır. Mustafa Çevik ve Bülent Ataman’ın Savcılığa çağırılıp ifadesi alınmış mıdır? Neden alınmamaktadır? Emenike’nin yalan haberi karşılığı Mustafa Çevik, Nevzat Şakar’dan internet sitesine reklam istiyor. Fenerbahçe Spor Kulübünde böyle bir ilişkiye rastladınız mı? Kendi isteği ile Savcılığa müracaat ederek ifade vermek istemesinin amacı nedir? Bir şeylerden mi çekinmektedir?

Herhalde basınla ilgili bu kadar tape yeterlidir. Trabzonspor Başkanı’nı ve Yöneticilerine Mustafa Çevik’in ifadelerinden herhangi bir soru soruldu mu? Soracak mısınız? Herkes her şeyi yapacak ama her şeyden bizler sorumlu olacağız. Adalet demek böyle oluyor.

Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı ve Yöneticileri olarak Kulübümüzün haklarını koruma harici hiçbir işin içinde olmadık ve bu konuda hiçbir suç işlemedik. Ismarlama suçlama olmamalıdır.

Basını yönlendirici hiçbir eylemin içinde olmadık. Basınla her zaman bilgi alışverişinde bulunulabilinir.

PEKER GRUBU İLE BAĞLANTI VE İRTİBATI GÖSTERDİĞİ İLERİ SÜRÜLEN İFADELERE DAİR BEYANLARIM

Bu konu hakkında değinmek istediğim önemli bir husus Gökdeniz Karadeniz isimli futbolcunun transferi sebebiyle Olgun Peker’in ortağı olduğu Reflex Menejerlik firmasına Fenerbahçe Spor kulübü kasasından yüksek miktarlarda ödemeler yaptığım iddiasıdır. Bu iddia tamamen gerçek dışı ve mesnetsizdir. Keza sözü edilen transfer gerçekleşmemiş olup bu konuda kulüp kasasından kimseye bir lira dahi ödeme yapılmamıştır. İddianamenin 114. Sayfasında Reflex Menejerlik isimli şirkete 295.000 TL ödeme yaptığımız, bunun karşılığında da kulübümüze makbuz kesildiği iddia edilmektedir ki; bu durum da gerçekleri yansıtmamaktadır. Reflex Menejerlik’ten kulübümüze kesilen ilk fatura 26.06.2006 tarihli ve Olcan Adın’ın menajerlik bedeline  dairdir. Tutarı da,  94.400 TL dır. Bundan sonraki fatura da, K.D.V dahil olmak üzere 295.000 Euro bedelli olup, Bilica isimli futbolcunun transferine ilişkindir.

"Bülent İbrahim İşçen’in Aziz Yıldırım’ın her daim yanında ve ona en yakın isimlerden birisi olduğunu, Sedat Peker’in adamları olarak piyasada gezen şahıslarla samimi olduğunu bildiğini, 2004 yılı içerisinde futbolcu transferlerinde kendisinin görevli olduğunu, Olgun Peker’in kendisini aradığını ve Aziz Yıldırım’ın referansıyla transferlerde yardımcı olmak istediğini söylediğini, kendisinin de menajer aracılığı ile transfer yapmak istemediğini söylediğini, görüşmeden bir saat sonra Bülent İbrahim İşçen’in aradığını ve "Olgun seni aramış, adam yardımcı olmak istiyor, bu adamlarla çalış, adama ters yapmışsın adam bozulmuş, bu adam (Sedat Peker’i kastederek) REİS’in adamı, bunlara yardımcı ol, futbolcularla ikna meselesinde sorun olursa yardımcı olur" dediğini, kendisinin menajere ihtiyacı olmadığını söylediğini, bunun üzerine Bülent’in "yanlış yapıyorsun, bu adamlara ters yapma, sıkıntı olur" gibisinden konuştuğunu, ertesi gün Aziz Yıldırım’ın aradığını ve Olgun Peker’i kastederek "bu adamların sana faydası olacaksa ters yapma, bunlardan faydalanmaya çalış, Fenerbahçe’nin haklarına halel gelmeden bunlardan istifade etmeye çalış" dediğini beyan etmiştir. "

Cumhuriyet Başsavcılığımızın 2008/1756  sayılı soruşturma dosyası (Ergenekon soruşturması) kapsamında "…Sergen Yalçın Beşiktaş’a geçti. O yıllarda, Beşiktaş’la Fenerbahçe’nin çok iddialı bir maçı vardı. Fenerbahçe veya Beşiktaş’tan hangisi yenerse o şampiyon olacaktı. Bu maçtan önce Sedat Peker, Sergen Yalçın aracılığıyla Beşiktaşlı futbolcuları yanına çağırdı. Hatırladığım kadarıyla 3 yada 4 futbolcu geldi. Benim bildiğim kadarıyla bu futbolcular Tümer ve Sergen Yalçın idi. Diğerlerinin isimlerini hatırlamıyorum. Sedat Peker bunlara hitaben "maçı kaybedin, nasıl kaybediyorsanız kaybedin, o sizin sorununuz" dedi ve gönderdi. Ben bu olaya bizzat şahit olduğum için çok merak ettim, normalde maç izlemediğim halde, Beşiktaş – Fenerbahçe maçını özellikle seyrettim. Gerçekten de Beşiktaş – Fenerbahçe maçında Beşiktaş kaybetti. Maçı izlediğim kadarıyla Tümer maça çıkmamak için her türlü çirkefliği yaptı, maç başladığı sırada yedek kulübesinde oturuyordu. Yedek kulübesinden hakeme müdahale etmeye çalışıyordu. Hakem onu uyarmaya geldiğinde yüzüne tükürdü ve bunun üzerine Tümer yedek kulübesindeyken kırmızı kart gördü ve bu maçı Beşiktaş kaybetti. (25 Nisan 2004 günü İnönü Stadında oynanan Beşiktaş – Fenerbahçe derbisinde Tümer Metin hakeme tükürerek kırmızı kartla oyundan atılmış, maçta Fenerbahçe Beşiktaş’ı 3-1’lik skorla mağlup etmiştir.) Bu olaydan dolayı Sedat Peker, Aziz Yıldırım’dan yüksek miktarda para istedi. Zaten daha önceden Aziz Yıldırım ile bu konuda anlaşmışlardı. Sedat Peker vaat edilen parayı aldıktan sonra, ilerleyen dönemde yine Aziz Yıldırım’dan para istedi. Bunun üzerine Aziz Yıldırım çok bunaldı ve istifa etmek istediğini söyledi. Hatta bu istifa konuları o dönemde medyada da yer aldı" şeklinde beyanda bulunmuştur.

"Olgun Peker’in 2004-2005 yıllarında menajeri olduğunu, Olgun Peker’in ofisinde yapılan aramada elde edilen, Olgun Peker, Aziz Yıldırım ve kendisi tarafından imzalanan sözleşmenin gerçek bir sözleşme olduğunu, sözleşmeyi Aziz Yıldırım’ın işyerinde imzaladıklarını, imzanın ardından ailesinden ve Trabzonspor’dan gitmemesi yönünde baskı gelmeye başladığını, bunun üzerine transferden vazgeçtiğini, sözleşmede transferden vazgeçmesi durumunda Fenerbahçe SK’ne 1.000.000 dolar ödemesi şeklinde madde olduğunu, bu durumu adını şu an hatırlamadığı Trabzonspor’lu yöneticilerle ilettiğini, onların da Aziz Yıldırım ile bu konuyu görüştüklerini" beyan etmiştir. (Kl:66, Dizi:352)

Fenerbahçe Spor Kulübündeki kurumsal yapıyı uyarlama çalışmaları yaparken Hakan Bilal Kutlualp’in yönetim kurulundan istifasını ben istedim. Yönetim kurulundan istifa ettikten sonra şahsıma yönelik yaptığı ahlaksızca tenkitlerden sonra Disiplin Kuruluna verdim. Kulüpten hatırladığım kadarıyla uzaklaştırma aldı. Kendisiyle şu anda mahkemelik durumdayız. Delil olarak hep Kulüpten uzaklaştırdıklarımı şahit veya mağdur olarak gösterip dava yürütmeye çalışılmaktadır. Böyle bir kişinin doğru söyleme ihtimalinin az olacağını herhalde sizler de tahmin edersiniz. Ben kimseye yetkilerimin içindeki bir konu için referans vermem. Gereken bir şey varsa ben yaparım. Kısaca ben yetkili değilim deyip benim yönetimimdeki bir kişiye bu şekilde sorumluluk verdirmem. Benim için her zaman sevdam olan Fenerbahçe önde gelir. Yetki kullanılacaksa korkmadan kullanırım.

Kendi ifadesinde Benim, "bu adamların sana faydası olacaksa ters yapma, bunlardan faydalanmaya çalış. Fenerbahçe’nin haklarına helal gelmeden bunlardan istifade etmeye çalış" dediğimi beyan etmiş. Herhalde bu konuşmayı herkese de herkes için binlerce kere konuşmuşumdur. Transfer çalışmasının hangi oyuncunun olduğunu bilseydim daha rahat yorum yapabilirdim. Burada da önce Fenerbahçe’nin menfaati dediğime göre sorun yok demektir. Böyle bir konuşmanın aramızda geçtiğini de açıkça hatırlamıyorum.

Gizli tanık Poyraz’ın ifadesi ise tam bir saçmalıktır. Anlattıklarının hepsi yalan ve yanlıştır. Gizli tanık kendisine öğretilenleri anladığım kadarıyla iyice öğrenmeden ifadeyi yanlış vermiştir. Aslında bu konuyla ilgili basında Poyraz’ın anlattıklarının doğru olmadığını gösteren haberler yer almıştır. İddia Makamı ile Emniyetin gözbebeği Organize Şube Müdürlüğü gizli tanığın söylediklerinin doğru olup olmadığını araştırıp doğruluk durumuna göre iddianameye koymaları gerekirken, bunu da araştırmadan iddianameye koymuşlardır. Bu da gösteriyor ki bu iddianamenin amacı başkadır. Türk sporunu ele geçirmek isteyenler Fenerbahçe Spor Kulübü üzerinden operasyon yapmaktadırlar.

Sedat Peker’le hiçbir dönemde hiçbir ilişkim olmamıştır. Organize suçlarla mücadele şube müdürlüğü konu ile ilgili yapılan açık kaynak çalışmaları neticesinde : "25 Nisan 2004 tarihinde Beşiktaş İnönü Stadında oynanan Beşiktaş Fenerbahçe derbisinde Tümer Metin’in hakeme tükürerek kırmızı kartla oyundan atıldığı, bu maçta Fenerbahçe’nin Beşiktaş’ı 3-1 lik skor ile mağlup ettiği bilgisine ulaşılmıştır" demektedir. Bunu diyen 02.11.2011 tarihinde tutanak tutan 280228 nolu polis memuru. O bile yalanı örtmemiş ve yalanın devam etmesi için elinden geleni yaparak hayal dünyalarındaki düşüncelerini kâğıda dökmüştür.

Tümer Metin bahsedilen maçta 90 dakika oynamış ve kırmızı kart görmemiştir. Bununla ilgili bilgiler ektedir. Gerçekle çelişen ifadeleriyle ünlenen Poyraz, Şener Şen’in ’Neşeli Günler’ filminde canlandırdığı çakıyla aslan öldürdüğünü söyleyince ve Münir Özkul’un
"Atma Ziyaaa" diyerek kızdığı Ziya karakterini akıllara getirmektedir.

POYRAZ yeni ifadesinde ise 2008’de verdiği ifadeyle çelişti ve "Sergen, Tümer ve İbrahim (O dönem Beşiktaş’ın kadrosunda İbrahim isminde 3 futbolcu vardı. Poyraz hangisi olduğunu belirtmedi) Beykoz’a geldi. Beykoz’da bunlara maçı kaybedin talimatı veriliyor. Ama bu F.Bahçe – Beşiktaş maçı değil. F.Bahçe başkasıyla oynuyor, Beşiktaş da sanırım Samsun’la oynuyordu. Maçı Samsunspor’un kazanacağını söyleyerek girdiğim iddiada 2 takım elbise kazandım. AZİZ Yıldırım bu maç öncesi Sedat Peker’i arıyor. Peker de Beşiktaşlı futbolcular Tümer, Sergen ve İbrahim’i arayarak, "Çocuklar maçta dikkatli olun ayağınız kırılabilir" uyarısında bulundu. Maç sırasında Tümer yedek kulübesinden bağırarak hakemin yüzüne tükürdü. Hiç oynamadan kırmızı gördü. Sezon sonunda da F.Bahçe’ye transfer oldu. Bu şekilde Beşiktaş’ın elinden şampiyonluğu aldılar" dedi.

FAKAT Tümer’in 2006-07 sezonunda F.Bahçe’ye transfer olduğu için Poyraz, 2005-06 sezonundaki Beşiktaş ile Samsun arasında oynanan bir maçı kastediyor. Ama o sezon Beşiktaş ile Samsun arasında oynanan maçların ikisini de Beşiktaş’ın kazandığı ve Tümer’in bu maçlarda atılmadığı açıkça görülüyor. POYRAZ’ın  "Beşiktaş’ın elinden şampiyonluğu aldılar" dediği 2005-06’da G.Saray’ın 83 puanla şampiyon olduğu ve siyah-beyazlıların ise 54 puanla ligi 3.bitirdiği görülüyor. Ve akıllara "Bu nasıl şampiyonluğu almak?" sorusu geliyor. Her ifadesi gerçekle çelişiyor.

2004-2005 yılında Gökdeniz Karadeniz’i bir yıl sonra Fenerbahçe Spor Kulübü’ne transfer etmek istiyordum. O zaman menajerlik sistemi tam gelişmediği için ağabey sistemiyle futbolcuların transfer işlemleri yapılıyordu. Gökdeniz Karadeniz de Olgun Peker’in kendisiyle ilgili her türlü tasarrufta bulunabileceğini söylediği için bu konuda Olgun Peker’le çalışma yapmıştır. Yapılan bu anlaşmada 1.000.000$ tazminat maddesi konmuş, Trabzonsporlu Süleyman Atal’ın benden ricasıyla anlaşma iptal edilmiştir. Olgun Peker’e hiçbir şekilde ödeme yapılmamıştır. 7 yıl önceki bir transfer olayını gündeme getirip, buradan bağlantı yapılmaya çalışılması da ahlaksızlığın bir örneğidir. Zorluklar aşılmak üzere vardır. Biz de bu zorlukları alnımızın akıyla aşacağız. " Gökdeniz Karadeniz’in ifadesi ile ifadede Bu sözleşme kapsamında Gökdeniz Karadeniz’e bir para ödenmemiştir.

08.05.2011 GÜNÜ YAPILAN FENERBAHÇE MALİ GENEL KURULUNDA MUHALİFLERİN SİNDİRİLMESİ AMACIYLA BASKI YAPILDIĞI İDDİASINA DAİR BEYANLARIM

OLAYIN GELİŞİMİ :

Fenerbahçe Mali Genel Kuruluyla ilgili Organize Şubesi tarafsız bir araştırma yapsa idi bugün karşımızda olan işgüzarlığı yapmamış olurdu. Emniyet ve Savcının adına üzülüyorum. Özel yetkili mahkemelerin artık Türkiye’nin gerçekleriyle değil fuhuş gibi, mali genel kurullarda hırsızlık gibi adi suç olabilecek konuları kendisini görevli görerek maalesef soruşturmaya çalışmaktadır. Kendi alanında olmayan konularla ilgili çalışma yapmaları bu mahkemelere olan güveni de ortadan kaldırmaktadır.

Tüm dernek, parti, belediye meclisi, kulüplerin olağan kongre ve mali kongrelerinde her zaman gerilimli seçim veya oturumlar olabilir. Bu da doğaldır. T.B.M.M.’de kürsüde bardak kırılması, milletvekillerinin birbirini tahrik etmesi, birbirlerine küfür etmeleri, birbirlerine yumruk atmaları doğal karşılanmaktadır. Özel mahkemelerin de T.B.M.M.’deki bu olaylara da el koyması gerekmektedir. Parti başkanlarını örgüt lideri olarak düşünürsek milletvekilleri de örgüt üyesi olmaktadırlar. Özel mahkemeleri görevlerini yapmaya davet ediyorum.

08.05.2011 tarihinde yapılan Fenerbahçe 2010 yılı Mali Genel Kurulundaki konuşmalar sırasında 20 kişiden fazla kongre üyemiz görüşlerini açıklamışlardır. KONGREDEKİ YAPTIĞIM KONUŞMADA YAPTIKLARIMIZIN ORTADA NET GÖZÜKTÜĞÜNÜ BELİRTEREK KONUŞAN FENERBAHÇE PLATFORMU ADI ALTINDA GAZETELERE PARALI İLAN VEREN ÜYELERİ ELEŞTİRDİM. "Gazeteye para verip koydurduğunuz yazılar yerine keşke kulübe gelip ’Biz bunları anlamadık!’ deseydiniz, oradaki profesyonel arkadaşlar bunları size anlatırlardı. Biz bunlardan çekinmeyiz, korkmayız" dedim. Muhalefet daima iyidir.

GELELİM MUHALİF DİYEREK İFADELERİNİ ALDIĞINIZ KONGRE ÜYELERİMİZE; HİÇBİR TANESİ CEBİR VEYA TEHDİT EDİLMEDİĞİNİ İFADELERİNDE SÖYLÜYORLAR.

Fenerbahçe Spor Kulübü’nde yönetimlerde asil veya yedek üye olarak listemde yer verdiğim Hulusi Belgü, M.Işık Eyigüngör, Rahmi Eyüboğlu, H.Bilal Kutlualp daha sonra yönetimlere almadığım için kendilerince muhalefetlik yapmaya çalışmaktadırlar.

2006 yılında Aziz Yıldırım’ın istifa edip tekrar Kulübün başına gelmesini istemediğinden 2006 Haziran ayında istifa ettiğini söylemektedir. Bu ifadesi yalandır. Çünkü onu yönetim kurulu listesine yazmadığım için yönetim kurulunda yer alamamıştır. Kendi ifadesiyle fiziki ve sözlü müdahale olmadığını, kendilerine mesaj iletilmek mi istenildiğini bilmediğini" belirtmiştir.

Aziz Yılmaz "Fenerbahçe düşse de Aziz Yıldırım’ın kredisi bitmez" demiştir. Birleşik Fenerbahçeliler Vakfı Başkanı Aziz Yılmaz Fenerbahçe’nin artık bir Avrupa kulübü olduğunu belirterek, Aziz Yıldırım’a övgüler yağdırdı. Sarı lacivertli camiada yıllardan beri başkanlık seçimlerinde büyük rol oynayan Yılmaz, Aziz Yıldırım gibi bir Başkan’a sahip oldukları için çok şanslı olduklarını söyledi. Aziz Yıldırım ve ekibinin sarı – lacivertli Kulübe büyük eserler kazandıracağını belirten Yılmaz "Bazıları, futbol takımı kötü sonuçlar alırsa Aziz Yıldırım biter" diyorlar. "BENCE FENERBAHÇE KÜME DÜŞSE BİLE YILDIRIM’IN KULÜPTEKİ KREDİSİ BİTMEZ" DEDİ. Suskunluğunu zaman içinde bozan Yılmaz, Fenerbahçe ile ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Bu şekilde Zaman gazetesine beyanat veren Aziz Yılmaz ileriki yıllarda Birleşik Fenerbahçeliler Derneğinde rulet makinesi koyarak kumar oynatmıştır. Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı olarak olaya sahip çıkmadığım için Bana kızmış ve bugün muhalefetlik yapmaya çalışmaktadır. Kongrede kendisine fiili bir saldırının olmadığını belirtmiştir.

Daha geçen gün yapılan Ankaragücü Olağanüstü seçim kongresinde silahlar patlamıştır. İddia Makamı bu kongreyi de soruşturma kapsamına alacak mıdır? Yoksa hizmet ettiği kimselerce bu uygun görülmemekte midir?

Fenerbahçe Spor Kulübündeki muhalefet diyerek ifade vermeye çağırdığınız kişilerden hiç kimse benden veya arkadaşlarımdan şikâyetçi midir? Okuduğum ifadelerinde hiçbir şikayete rastlamadığım halde niçin bu konu iddianameye konulmuştur?

Topuk yaylasıyla ilgili yapılan çalışmalar sonucunda 13 trilyon Spor Toto dan Fenerbahçe Spor Kulübü’ne tesis yapma amaçlı verilmiştir. Bu parada Topuk Yaylası’nın yapımına harcanmıştır. Topuk Yaylası için 2010-2011 yıllarında bütçeye harcanmak üzere bedel konmuştur. 3 Temmuzdan önce 7.000.000Trilyon Spor Toto’dan alınmıştır. Bununla ilgili harcama yerleri ekte sunulmuştur. Bugün Kulüp Sporcularına ve kulüp üyelerine yapılan bu tesislerden her kesimden övgü gelmektedir Bu konuda sayın mahkemenizin dikkatini çekmek istediğim bir husus da savcılık ifadeleri alınırken Topuk Yaylası için alınan ödenekler hakkında Tamer Yelkovan’a soru sorulmasıdır. Belirtmek isterim ki bu ödeneklerin alınmasında şahsım bizzat konunun takipçisi olmuş ve hatta süreci hızlandırmak adına Sn. Başbakanımız ile irtibak sağlamışımdır. Kulübün yalnızca mali kayıtarını tutmakla mükellef bulunan Tamer Yelkovan’a bu soruların yöneltilmesi açıkça saçmalıktır.

Sayın Başkan,

Bence çok önemli bir konu da "HARDDISK TEN HAKEMLER ÇIKTI" manşetiyle yer aldı :

Bilişim Şube, Aziz Yıldırım’ın bilgisayarını inceledi, hakemlerin taraftarı oldukları takımlara göre fişlendiği bir mektup tespit edildi. "O liste çarpıcı istatistikleri içeriyor" diyordu.

Bu haber külliyen yalandı. Emniyet bunu kasıtlı olarak açıklıyordu. Bende hiçbir zaman bilgisayar kullanmadığımı, internete ömrümde bir defa dahi girmediğimi kamuoyuna açıkladım. Haberdeki doküman, Bana kulüp üyemiz A.Kaya Enişte tarafından yazılan bir mektuptur. Benim bilgisayarım mevcut değildir. Polisler eğer bunu bilgisayarımdan tespit ettiklerini ifade ediyorlarsa bu polisler hakkında suç duyurusu yapılması gerekir; çünkü benim yukarıda söylediğim gibi bir bilgisayarım yoktur. Ve hayatım boyunca bilgisayar kullanmadım. Bu doküman bir mektuptur.

6222 Sayılı yasanın değiştirilmesi ile ilgili kanun çalışmaları şahsa özel çıkartılacağı düşüncesiyle kamuoyunda günlerce tartışılmış, sonunda T.B.M.M.’den üç partinin desteğiyle gelen kanun tasarısı Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından aynı gerekçeyle veto edilmiştir. Cumhurbaşkanı’nın görev süresi boyunca ilk kez bir yasayı veto etmesini bu olayın sadece bir şike meselesi olmadığını bize gösteren nişaneler olarak sayabiliriz. T.B.M.M.’deki 3 parti yeniden tasarıyı Meclisten Cumhurbaşkanlığı’na göndermiştir. Cumhurbaşkanı’da bu sefer kanunu imzalayarak Resmi Gazetede yayınlanmasını sağlamıştır. Benim için çıkartıldığı iddia edilen bu kanundan ben ve Fenerbahçeliler yararlanamadık. Başından beri söylediğim gibi bu şike ve teşvik operasyonu değildir. Bu Türk Sporunu ele geçirme operasyonudur.

Bu kanunun çıkmasında Türk sporunun gerçeklerini görerek çıkması için her türlü desteği veren Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Ak Parti’nin değerli milletvekillerine, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP’nin değerli milletvekillerine, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve MHP’nin değerli milletvekillerine teşekkür ederiz.

Kanun çıkartılmadan önce Savcı Mehmet Berk, avukatlarımıza kanunun çıkması halinde bizler için tutukluluk halini kaldıracağını söylemiştir.

Kanunun çıkarılacağı anlaşılınca iddianame 6222 sayılı Kanuna göre hemen işleme konulmuştur. Bu da Bizleri Metris’te tutmaya çalışanların niyetlerini açıkça ortaya koymaktadır. Bakalım daha neler göreceğiz.

6222 Sayılı yasanın 11.2 nci maddesi de enteresandır. Bu maddeye göre şike ve teşviki bilenlerin bildirmedikleri takdirde 11.1 maddedeki uygulamanın aynısıyla karşı karşıya gelecekleri yazılmaktadır.

Kısaca Savcı Mehmet Berk ve Emniyet Organize Şubedeki dinlemeyi yapanlar bu operasyonu düzenleyenler, 6222 sayılı yasaya göre suç işlemişlerdir. Belki de tanıdıkları vasıtasıyla iddia oyunu oynayıp kazanç sağlamışlardır. Savcı Mehmet Berk 5 maçın neticesini bildiklerini Türkiye Futbol Federasyonu eski başkanı Mehmet Ali Aydınlar’a söylemiştir. Aynı konuyu bana avukatlarımın yanında tekrar etmiştir. T.F.F. Başkanı M.Ali Aydınlar hastanede beni ziyaretinde de bu konuyu bana anlatmıştır. Neticesi bilinen 5 maçtan biri olan Bucaspor – Fenerbahçe maçı 5-3 Fenerbahçe’nin galibiyeti ile bitmiştir. Ancak bu maç iddianamede yer almamıştır. Yine Savcı son maçımız olan Sivasspor maçını kaybetmemiz veya berabere kalmamız ve şampiyon olamamamız halinde bu soruşturmayı açmayı düşünmediğini belirtmiştir.

Savcı Bey, eğer bu kadar kesin bilgilere sahip idiyse bir hukuk adamı olarak yapması gereken Cumhuriyet Savcılığında bir heyet teşkiliyle maç neticelerini skorlarıyla tespit ettirmekti. Eğer bunu yapmış olsa idi şu an ki kaos ta ortadan kalkmış olurdu. Bunu yapmamış ve yapmaya gerek dahi görmemiş olduğuna göre Savcının elinde çok başka sağlam ve geçerli deliller olması gerekir. O zaman Savcının yapması gereken, 6222 sayılı kanuna göre, spor karşılaşmalarıyla görevli 3 ncüAsliye veya Sulh Ceza Mahkemelerinin olduğu yerlerdeki Cumhuriyet Savcılıklarına soruşturma dosyalarını göndererek, davanın bir an önce açılmasını sağlamaktı.

Ancak hukuk kuralları bu kadar açık ve yapılması gerekenler bu kadar ortada iken Savcı Bey, 2010 da başlayan silahlı örgüt içinde bizleri dinlemeye almış ve sonradan bir örgüt yaratmak için de ekonomik haksız kazanç formülünü bularak emellerine ulaşmak istemiştir. Halbuki bizler 3 Temmuzda evlerimizden alındığımızda şike ve teşvik için çıkan 6222 sayılı kanuna göre suç işlediğimiz belirtiliyordu. Zaman içerisinde bunun böyle olmadığı açıkça görülmüştür.

Sayın Savcı da bilmelidir ki, olmayan suçları işkenceyle, dayakla, hakaretlerle çeşitli baskılar ve kamuoyunda kafa karışıklığı yaratarak meydana getiremezsiniz. Adalet sonunda tecelli edecektir. Ancak bu süre zarfında başta kulübümüz olmak üzere bizler ve Türk sporu çok büyük kayıplar yaşadık. Bunların hesabını kim verecektir? Türk futbolunun her gün kaybetmeye başladığı imajı kulüplerin soruşturma süreci nedeniyle içerisine düştükleri mali sıkıntılar ve gençlerin ve toplumun adeta spordan korkar hale gelmelerinin faturalarını yakın gelecekte tüm Türk halkı olarak ödeyeceğimiz kesindir.

Yapılması gereken ivedilikle hukukun en temel kurallarının bu soruşturma için de işler duruma getirilmesi ve soruşturmadaki çarpıklıkların giderilerek Bizlere ve kısaca Türk sporuna adil yargılamanın yapılmasıdır. Bugün tüm bu çarpıklıkların neticesinde Metris Cezaevi’nde tutulan ben ve yönetici arkadaşlarım adına tüm çarpıklıkları gözler önüne serebilmeyi umuyorum.

Bir Savcı düşünün soruşturma yaptığı konudan dolayı 3 defa HSYK tarafından soruşturmaya tabi tutulmaktadır. Savcı Mehmet Berk, İBRAHİM AKIN’A "EVDE KÜÇÜK ÇOCUĞU OLDUĞUNU HATIRLATARAK ONU GÖRMEK İSTEYİP İSTEMEDİĞİ ŞEKLİNDE BİR SORUYLA KENDİSİNİN İSTEDİĞİ ŞEKİLDE İFADE VERMESİNİ, ANCAK BU ŞEKİLDE İFADE VERMESİ DURUMUNDA EVE GİDEBİLECEĞİNİ" SÖYLÜYOR. İBRAHİM AKIN DA AVUKATIYLA KONUŞARAK SAVCI MEHMET BERK’İN İSTEDİĞİ GİBİ İFADE VERİYOR. ANCAK İBRAHİM AKIN TUTUKLANMA İSTEMİYLE MAHKEMEYE SEVK EDİLİNCE BAŞINA GELENLERİ ANLIYOR. MAHKEMEDE, SAVCILIKTA SÖYLEDİKLERİNİ KABUL ETMİYOR. HSYK soruşturması sırasında İbrahim Akın’ın avukatı Ankara’dan gelen müfettişe bunları ifadesinde söylüyor. HSYK daki soruşturma dosyasında bu ifade görülebilir.

Bu konuda İbrahim akın avukatı aracılığıyla yapmış olduğu basın açıklamasında:
"Savcılık sorgum esnasında soruşturma Savcısı Mehmet Berk’in şike olayını itiraf etmem halinde tutuklanmayacağım yönündeki beyanları ve uygulamış olduğu psikolojik baskı nedeniyle gerçek olmamasına rağmen suçu kabul etmiş bulunmaktayım. Emniyette vermiş olduğum ifadede açıkça reddettiğim hususların savcılıkta kabul edilmiş olmasının temel sebebi bahsetmiş olduğum psikolojik baskıdır. Konuyla ilgili itirazlarımı ve savunmamı yargılama aşamasında yapacağımı ve gerçek dışı iddiaların tamamını reddettiğimi saygılarımla kamuoyunun bilgilerine sunarım." sözleriyle savcının yasak yöntemlerle delil elde etmeye çalıştığını da tüm Türkiye’ye açıklamıştır.

Bu ifadeler nedeniyle yargılanması gereken kişi ben değilim. Yargılanması gereken kişiler, kendini kanunların üstünde görerek yasak yöntemlerle ifade alanlardır.

Savcı Mehmet Berk aynı işlemleri diğer bazı arkadaşlardan da istemiştir. Hedef ’Aziz Yıldırım’la ilgili bir şeyler söyleyin Sizleri evlerinize yollayalım’ dır.
DİĞER BİR KONU DA TAMER YELKOVAN’A EMNİYETTE DARP YAPILARAK HER ŞEYİ BİLDİĞİNİ SÖYLEYEREK İSTEDİKLERİ ŞEKİLDE İFADE VERMESİNİ İSTEMELERİDİR. ANCAK BU İSTEDİKLERİNİ TAMER YELKOVAN BASKI ALTINDA OLDUĞU HALDE YAPMAMIŞTIR. DOĞRULARI SÖYLEMİŞTİR. KAMUOYU BUNLARI BİLEREK BU SORUŞTURMAYI İYİ DEĞERLENDİRMELİDİR.

3 Temmuzdan sonra Kıbrıs’a kaçacağımız söylendi. Benim mezar yerim bile bellidir. Başucunda da ’Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı’ yazacaktır. Bundan daha büyük onur var mıdır? O yazanlar bunu bilemezler. Her gün basında bu soruşturma ile ilgili Emniyet ve Savcılık bilerek bilgi kirliliği yarattı.

19 Maçta şike ve teşvik olduğu Emniyet Müdürü tarafından açıklandı. Daha sonra iddianamenin açıklanmasıyla maç adedi 13’e düştü. Avrupa Birliği Ülkeleri, A.B.D.’de savunma yapmadan bu şekilde bir iddianame ortaya çıksaydı bu açıklamayı yapanlar istifa ederlerdi. Bunun gereğini de bu sorumlular yerine getirmelidir. Devlet adamlığı bunu gerektirir. Bu soruşturmayı başlatan Savcı, iddianameyi hazırlayan Savcı, İstanbul Emniyet Müdürü, bu soruşturmadan sorumlu Emniyetçilerin acilen istifa etmeleri gerekir. Bunun için de her türlü hukuki platformlarda şikayetlerimi yapacağım.

Bundan sonra yapacağım her maç savunmasından sonra da suçsuzluğum anlaşıldığında sorumlulardan bu hassasiyeti göstermelerini bekliyorum.

Bu soruşturmanın enteresan bir tarafı da baştan beri bunun şike davası olmadığını Türk sporunu ele geçirmeyi planlayanların organize ettiği bir soruşturmayla karşı karşıya olduğumuzu ifade ediyorum. Haseki Hastanesine sevk ediliyorsunuz ikametgahınızda Metris T1, T2 cezaevi yazılmaktadır. Daha ifade dahi vermemiştim. Maksat belli değil mi?

Fenerbahçe’nin büyük taraftarına çok teşekkür ederim. Bizleri hiçbir dönemde yalnız bırakmadılar. Metris de ziyaretler, bana yazılan duygusal mektuplar. Bizler için yapılan eylemler bizleri hep dik olarak ayakta tuttu. Bu sevdanın hiçbir zaman bitmeyeceğini hepimiz biliyoruz. Camianın her kesimine teşekkür ediyorum. Yüksek Divan Kurulu’na, Kongre Üyelerine, Taraftarlara, Çalışanlara, dimdik ayakta duran tüm sporculara kendim ve Metris’teki arkadaşlarım adına çok teşekkür ederim.

Şike ve teşvik soruşturma kapsamında Savcılık tarafından gizlilik kararı varken daha önce de söylediğim gibi her bilgi ve belge doğru – yanlış olarak kamuoyuna servis edildi. Emniyet ve Savcılığın silahşoru bazı gazeteciler sorumsuzca yayın yaptılar. Bunlar hakkında hiçbir şekilde Savcılık tarafından soruşturma açılmadı. Bizim açtığımız davalar da yıllarca sürecektir. Komployu hazırlayanlar operasyon öncesi basınla beraber hazırlık yapmışlardır.

Bizler Emniyette ve Savcılıkta ifade verirken İstanbul Emniyeti ve Beşiktaş Savcılığı devamlı olarak bilgi ve belgeleri gerçeklerinden saptırarak medyaya sunuyordu.

1-FENERBAHÇE’NİN POLİSTE KÖSTEBEĞİ VARMIŞ haberinin altında Şekip Mosturoğlu’nun polisteki kaynaklarını aradığı ve "operasyon var mı" diye sorduğu yazdırılmıştır. Külliyen yalandır. Evlerimizden çıktıktan sonra Polis, Bizleri takip ettiğini söylemektedir. O zaman Kulüpte buluşmadığımızı bilmeleri, Beni takip ettiklerine göre saat 13.00’de kiminle nerede buluştuğumu bilmeleri gerekirdi.

Ayrıca Emniyetle bağlantılı kişileri Ben aradım ve Paper Moon’da Şekip Mosturoğlu’ ile beraber buluştuk. Bu şahıslar köstebek değillerdi.

Bu haberler tamamen yalandı. Maksat Bizleri karalamaktı.

2-POLİS ADIM ADIM İZLEMİŞ HABERİ

"İzmir’de oynanan ve Fenerbahçe’nin 5-3 kazandığı Bucaspor maçında da şike izi süren İstanbul Polisinin Aziz Yıldırım, Ali Kıratlı ve 4 ismi adım adım takip ettiği ortaya çıktı. Telefon dinlemelerinden şikeyi belgeleyen polis, görüşmeleri de gizli kameraya kaydetmiş."

Gazetenin haberinde restoranda buluşma polis otele kadar takip etmiş, gruplar halinde yürüyorlar, otel lobisinde şike sohbeti, VIP önünde son değerlendirme adı altında Kordon’da yemek yeme ve otele dönmedeki yürüyüşleri kayda almış, bunu şikenin belgesi olarak basına vermiş ve kamuoyuna yayın yapmıştır.

Bunu yapan İstanbul Emniyeti ve bunu yazan basının birazcık vicdanları varsa Bizlerden özür dilemeliler. Çünkü Buca maçı İddianamede yer almamaktadır. İstanbul Emniyetini de, bu başarılı çalışmalarından dolayı tebrik ediyorum.

Eski TFF Başkanına Savcının oynanmadan sonucu biliyorduk dediği maçlardan biriydi. Vicdanlı ve ahlaklı bir savcı ise, Savcı Mehmet Berk görevinden istifa etmelidir.

3-FENERBAHÇE’DE 800 BİN TL’LİK AÇIK

 "İçişleri Bakanlığı Dernekler Dairesi Başkanlığı, şike soruşturması kapsamında Fenerbahçe Kulübü’nün mali hesaplarında yaptığı incelemeyi tamamladı" haberinin devamında "inceleme sonucunda hazırlanan raporda, Fenerbahçe’nin oynadığı 3 maçtan önce rakip takımlara 800 Bin TL gönderdiği öne sürüldü. Kulüp kasasından Ekşioğlu’na verilen 2 Milyon TL’nin Menajer Kıratlı aracılığıyla rakiplere gönderildiği iddia edildi" denilmektedir.

Bu haberde de İstanbul Emniyeti ve Savcılık bilgi kirliğine devam ediyorlar. Dernekler Dairesi Başkanlığından gelen raporda böyle bir tespit yok. Ama onlar uyduruyorlar. Çünkü onlara hesap soran mercii yok.

4-ŞİKE İDDİANAMESİ BUGÜN AÇIKLANACAK, YER YERİNDEN OYNAYACAK

İddianame açıklandı, kağıt yığınından başka bir şey olmadığını tüm kamuoyu gördü.

5-ZAMAN GAZETESİ BAŞLIK ATIYOR

"Savcılık tutuklama istedi Aziz Yıldırım fenalaştı".

Hiçbir zaman tutuklandığım için fenalaşmadım. "Fenerbahçe sevdası için canım kurban" diyen birisi ölümden de korkmaz. Zaman Gazetesi sorumlularına bunu hatırlatmak isterim.

6-SENİN ÖMRÜN BAŞKANLIĞA YETMEZ

 İddiaya göre, Aziz Yıldırım, bir adamını göndererek TFF eski Başkanı Mahmut Özgener’i "Ömrün yetmez, aday olma" diyerek tehdit etti.

Mahmut Özgener’i hiçbir şekilde tehdit etmedim. Madem ki tehdit ettim, cebir şiddet konusunda zorlanan Savcı Mehmet Berk neden bu konuyu iddianameye koymadı. Bunu yazan da, yazdıran da ahlaksızdır.

7-ŞOK İDDİA! FENERBAHÇE TESİS YAPIMI İÇİN PARA İSTEYİP ŞİKEDE KULLANDI.

Tesis yapımı Spor Toto’dan alınmış ve Topuk Yaylası’nda kullanılmıştır. 7 Trilyon olarak alınan bu paranın da dökümü savunmamızın içinde bulunmaktadır.

Bu haber de yalan üzerine kurulmuştur. Fotomaç bu haberden dolayı Bizlerden özür dilemelidir.

8-Poliste hiçbir zaman ifade vermedim. Bu konuda yazılan her şey yalandır. Polisin kamuoyu oluşturmak için uyguladığı bir propagandadır.

9-Bir iddia daha(!): "Yıldırım Kıbrıs’a kaçacaktı!"

AZİZ YILDIRIM’IN TAKİBE ALINMA SEBEBİ DE, T.F.F. Başkanı Mahmut Özgener’den FİFA Hakemi istemesi olarak gösteriliyor. Oysa görüldüğü gibi bu diyalog tamamen sıradan, her Kulüp yöneticisinin yaptığı konuşmalardandır. Üstelik kayırma değil iyi yönetecek tarafsız hakem istiyorum. Bunun suç sebebi olarak görülmesi bile Savcının Fenerbahçe’ye karşı ne kadar ön yargılı yaklaştığını ve teknik takip izni veren mahkemelerin taraflılığını gösterir. Mahmut Özgener’in Benden talimat aldığı söyleniyor. Kendisine takipsizlik veriliyor. Yani şahsım kanunsuz iş yapmışım. Özgener masum, İddia edilen suçların bir tarafı tutuklu diğer tarafı ise serbest.

İddianamede aynı fiile iştirak ettiği iddia edilen bazı kişiler hakkında ’kovuşturmaya yer olmadığına dair karar’ verilmesine rağmen nedense, sanki özellikle seçilerek, benim hakkımda son derece vahim suçlamalarda bulunabilmiştir. Nitekim iddianamede, Benim ile ilgili dinlemelerin, dönemin Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Mahmut Özgener ile yaptığı ve sakıncalı olduğu iddia edilen bu görüşmelerin neticesinde başladığı belirtilmektedir.

Benim iddia edilen eylemleri Futbol Federasyonu’ndan usulsüz verilen paralarla finanse ettiğim ve hakem ayarlamaya çalıştığım, Mahmut Özgener’in ise her talebe olumlu cevap verdiği iddia edilmesine karşın, Mahmut Özgener hakkında isabetli bir biçimde ’kovuşturmaya yer olmadığına dair karar’ verilmiştir. Buna karşılık her nedense benim hakkında dava açılmasına karar verilmiş, daha da kötüsü hakkımda en ağır koruma tedbiri olan tutuklama yoluna dahi gidilmiştir. Bu husus en başta anayasada yer bulan "eşitlik" ilkesine aykırıdır.

SORUŞTURMA SIRASINDAKİ HUKUKA AYKIRILIKLAR

’İletişimin denetlenmesi’ ile ilgili savcılık işlemleri ve mahkeme kararları hukuka aykırıdır.

İddianamenin 21. sayfası iletişimin tespitinin hukuka aykırı olduğunu açıkça göstermektedir:

"Olgun Peker’in de bu süreç içerisinde Sivasspor Başkanı Mecnun Odyakmaz ve Ahmet Çelebi ile yakın ilişki içerisinde bulunduğu, Sivasspor’un ligde kalma mücadelesinde bir takım illegal girişimlerde bulunabilecekleri değerlendirildiğinden 08.03.2011 günü şahıslar hakkında iletişim tespit çalışmalarına başlanmıştır. "

Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 135. Maddesi uyarınca iletişimin tespiti için öncelikle kuvvetli suç şüphesi gerekmektedir. Oysa iddianame ve ekleri incelendiğinde soruşturma kapsamında kuvvetli suç şüphesini ortaya koyan hiçbir olgunun bulunmadığı açıkça görülmektedir. Şöyle ki; burada aynen aktarılan iddianamenin 25. Sayfasında 08.03.2011 tarihinden itibaren iletişimin dinlenmeye başlandığı ifade edilmekte ve bu husus, Sivasspor’un ligde kalma mücadelesine bağlanmaktadır. Belirtilen tarihte ligin bitmesine haftalar vardır. Soruşturma Makamının, futbol gibi son derece değişken ve sürpriz neticeler alınabilen bir oyunda, ligin sonuna haftalar kala bir takımın küme düşebileceği varsayımından hareket ederek ve başka surette delil elde etme imkânlarına başvurmaksızın doğrudan iletişimin denetlenmesi yoluna gitmesi hukuka aykırıdır.

CMK’nın 135. maddesi uyarınca iletişimin denetlenebilmesi yoluna gidilebilmesi için, ’kuvvetli suç şüphesi ve başka şekilde delil elde etme imkanının bulunmaması’ şartlarına ek olarak, her suç için değil; sadece bazı suçlar için iletişimin tespiti yoluna gidilebilecektir. ’Örgüt üyesi olma suçu’ bu suçlar kapsamında değildir. Ancak birçok şüpheli, sanki örgüt üyesilermiş gibi dinlenmiştir. Ayrıca, 6222 Sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesi ile iletişimin denetlenmesine olanak sağlanmıştır. 14 Nisan 2011 tarihinden önce örgüt üyeliği ile suçlanmayan kişilerle ilgili yapılan dinlemeler hukuka aykırıdır ve dava dosyasından çıkarılmalıdır.

Bununla birlikte; soruşturma makamı, iddianamede yer verdiği bu telefon görüşmelerinde yapılan konuşmaların dış dünyaya yansıyıp yansımadığı başka bir deyişle maddi olarak gerçekleşip gerçekleşmediğini araştırma yoluna dahi gitmemiştir.

İddianame tamamıyla varsayımlara dayanmaktadır.

Bu duruma bir örnek vermek gerekirse; iddia makamı, şike veya teşvik primi suçlarının işlenmesi esnasında bir takım ödemelerin yapıldığını, bu ödemelerin Fenerbahçe Spor Kulübü muhasebesinden Tamer Yelkovan tarafından, İlhan Ekşioğlu’nun alacaklarına mahsuben yapıldığını iddia etmektedir. Ancak İddia Makamının bu iddiası ödemelerin tarihleri incelendiğinde kuvvetli bir suç şüphesi oluşturmaktan çok, sanıkların lehinde bir delil olarak değerlendirilmelidir. Oysa İddia Makamı, tarihlerdeki uyumsuzluğa rağmen yine de bu durumu sanıkların aleyhine olarak değerlendirmiştir. Bu husus iddianamenin 151. sayfasında şu şekilde yer almaktadır:

"…şike eylemindeki diğer deliller ile örtüştüğü görünen para ödemelerine ait bilgiler ilgili eylemler altında ele alınmış, şike eylemlerinde şahısların parayı aldıkları tarih ile kasadan para çıkışının gözüktüğü tarihin aynı olmama ihtimalinin bulunduğu, çıkan paranın bu kayıtlara tam alındığı gün değil, ileri bir tarihte kayıt edilmiş olabileceği değerlendirilmiştir."

Görüldüğü gibi; iddianamede yer bulan "kayıt edilmiş olabileceği" şeklindeki bu ifade iddianamedeki suç nitelemelerinin ihtimallere dayandığını, soyut birer ithamdan öteye gidemediğini açıkça ortaya koymaktadır.

İddianamede Benimle hiç ilgisi olmayan bir kısım kişiler, sırf silahlı örgüt ile bağlantı kurabilmek amacıyla irtibatlandırılmaya çalışılmıştır.

İddia Makamı’nın iddianameye yansıyan bu nitelemeleri, tamamen haksız bir suçlama ve itham yaratma çabasına dayanmaktadır. Bu husus özellikle Peker Gurubu olarak nitelendirilen grup ile beni ilişkilendirme çabasıdır. İddianamede yer bulan iletişimin tespiti tutanakları incelendiğinde, bir ilginin değil, aksine hiçbir bağlantının bulunmadığı açıkça anlaşılmaktadır. Sanıklardan Mecnun Odyakmaz’ın, ısrarla Sedat Peker’e yakınlığının vurgulanmasına, hatta Kelebek operasyonu kapsamında Sedat Peker’in örgütüne üye olmaktan yargılandığının belirtilmesine karşın Mecnun Odyakmaz, Sedat Peker’in manevi oğlu olan Olgun Peker’in değil, Benim var olduğu iddia edilen sözde örgütüme üye diye nitelendirilmiştir. Böylelikle Benim ile Olgun Peker arasında irtibat sağlanmaya çalışılmıştır. Bu yaklaşım son derece dikkat çekici olup, en hafif tabiri ile de iyi niyetten uzaktır. Mecnun Odyakmaz’ın benim ile hiçbir ilgisinin olmadığı, iddianamede "Suç örgütünün Peker grubuyla bağlantı ve irtibatını gösterir iletişim tespit tutanağı" başlığı altında yer alan aşağıdaki telefon görüşmelerinden dahi kolaylıkla anlaşılmaktadır.

Erkan: "Reis selam söylemiş,…Takımın galibiyeti için tebrik ettiğimi söyle demiş,…onu ileteyim dedim ağabeyciğim,…bir şey diyor musun abi", Mecnun: "Yok ne diyeyim" Erkan’ın "Nasılsınız abi,..ofiste misiniz abi" dediği, Mecnun’ un 1 saate kadar ofise geçeceğini" söylediği.

Erkan’ın "Sayın Sedat Peker ın 11 nisan pazartesi çıkacak olan haftalık aksiyon isimli haber dergisinde detaylı bir röportajı yayınlanacaktır"  yazdığı,

İddia Makamı ilgili şahsı, Benim lideri olduğum örgütün üyesi olarak değerlendirmiş, böylelikle benimle Peker grubu arasında soyut bir iddiadan öteye gidemeyen bir irtibat kurmayı amaçlamıştır.

Ben ve Fenerbahçe yöneticileri ile ilgisi olmamakla beraber iddianamede, diğer şüpheliler ya da örgüt iddiaları ile ilgili olarak ta kabul edilemeyecek şekilde hatalı nitelemeler bulunmaktadır. Zira, iddianamenin 16–17. sayfalarında aynen şu ifadelere yer verilmektedir:

"…Olgun Peker’in; kendisine veya örgütüne bağlı birçok spor adamı adına açılmış 26 ayrı futbolcu menajerliği şirketi bulunduğu, doğrudan veya dolaylı bağlantılarının olduğu, çeşitli liglerde futbol kulüplerinin olduğu, belirtilen menajerlik şirketlerine bağlı yüzlerce futbolcunun farklı liglerde oynadıkları, bu futbolculardan birçoğunun örgüt liderleri adına futbol oynadıkları, lig müsabakalarında şike olaylarını gerçekleştirdikleri, örgüt liderleri adına suç unsuru işleri yaparken de kendi aralarında yasa dışı bahis oynadıklarının hem basın yayın hem de çevreden alınan bilgilerden anlaşıldığı, birçok vasat futbolcunun büyük kulüplerde kendilerine bağlı teknik direktör ve menajerler vasıtasıyla kulüp başkanları kandırılarak veya ortak hareketle fahiş fiyatlara satıldıkları" istihbaratına ulaşılmıştır.

İddianamede açıkça, Olgun Peker’in örgütüne bağlı yüzlerce futbolcu olduğu belirtilmesine karşın, iddianamenin hiçbir yerinde hiçbir futbolcuya ’örgüte üye olma suçu’, hatta ’örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçu’ dahi itham edilmemiştir.

ÖRGÜT SUÇLAMASI

İçinde bulunduğum hiçbir örgüt yoktur. İddianamede iddia edilen örgütte cebir şiddetin olmadığı gene iddianamede açıkça söylenerek örgütün var olmadığı bir itiraf şeklinde belirtilmektedir.

Sayın Başkan, değerli üyeler,

İddia edilen örgüt aslında FB Kulübünün ta kendisidir. Kaldı ki "Baskı, Cebir, Tehdit" gibi iddia edilen unsurlar da hiçbir eylem tahtında ispatlanamamış, zorlama yorum ve değerlendirilmelerle suç yaratılmaya kalkışılmıstır. Haksız ve çıkar amacına yönelik ithamlar ise trajikomiktir. En başta söylediğim gibi FB Spor Klübünün Başkan ve yöneticilerinin konumlarından dolayı hak ettikleri saygınlık ve ciddiyetle de bağdaşmamaktadır. Bu iddialar yargılamanın özel yetkili ağır ceza mahkemelerinde yapılarak, Bizlerin kamuoyu önünde itibarsızlaştırılmasını sağlamaktan öte bir amaç taşımamaktadır. "Suçsuzluğuna inananlar için her yer adalet sarayıdır" düşüncesinden hareket eden Bizler için nerede yargılandığımız değil, nasıl yargılandığımız önemlidir. Bununla birlikte, özel yetkili mahkemede yargılanabilmemiz için yaratılan ve şanlı Fenerbahçe’mizin adına ve büyüklüğüne hakaret niteliğinde olan örgüt yakıştırmasının bir an önce ele alınmasını talep ediyoruz. Bunun sonucunda haklılığımızın tespit edileceğine inancımız tamdır. Bu konudaki hassasiyetimiz ve kararlılığımız o denli boyutlardadır ki, örgüt suçlamasının kalkması bahasına tutukluluğun devamına yönelik vereceğiniz her türlü kararı peşinen kabul edeceğimi tüm kamuoyu huzurunda beyan ederim.

SUÇLAMALARIN YASAL DÜZENLEMELER TAHTINDA DEĞERLENDİRMESİ

İlk bakıldığında bu konunun tamamen hukuki bir mesele olduğu ve Benim tarafımdan değerlendirilmesinin yerinde olmadığı düşünülebilir. Ancak bu soruşturmanın başından beri belirttiğimiz üzere, iş bu soruşturma konusu kül halinde spor hukukuna ait bir meseledir. Özellikle 6222 sayılı yasa ve değişiklikleri tamamen spor prensipleri ve spor hukukuna ilişkindir. Kaldı ki yasanın adı dahi "Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair 6222 sayılı Yasa" şeklinde düzenlenmiştir. Bu nedenlerle hayatımı adadığım böyle bir konu hakkında yapacağım değerlendirmelerin dikkate alınması gerekliliği tartışmasızdır.

Öncelikle açıkça belirtmeliyim ki söz konusu yasa, ya kasıtlı olarak ya da iddiacıların konuya olan yabancılıklarından dolayı tamamen hukuka ve yasa koyucunun amaçladığı hukuki tasniflere aykırı olarak değerlendirilmekte ve olaya adeta adapte edilmeye çalışılmaktadır. Bu sayede, eylem ve isnat olunan suçlamalar hukuki gerçekliğin dışında nitelik ve nicelik bakımından katlanarak, bu kadar insan suçsuz yere yatmakta ve büyük camialar töhmet altında bırakılmaktadır.

Suçun tarafları ve sanık sıfatları açısından 6222 sayılı yasada yapılan ilk değerlendirme sonucunda dahi, iddianamedeki iddiaların tamamına yakın bir kısmının açıkça hukuka aykırı bir şekilde isnat olunan suçlar açısından kapsam dışı olması gerektiği aşikardır. 6222 sayılı yasanın 11/1.maddesi bu suçların yalnızca kimlerin bir arada var olmaları şartı ile işlenebileceğini, diğer bir deyişle kimlerin sanık olabileceğini açıkça belirtmiştir. 11/2.maddesi ise "Kişiler de" demek sureti ile 3.kişilerin de ancak ve her halükarda 1.maddedeki kişilerin varlığı şartıyla bu esas eylemlere katkı yapmaları suretiyle iş bu suçu işleyeceğini hüküm altına almıştır. Burada dikkat edilmesi gereken husus, kanun koyucunun 11/2.maddesinde yer alan "Kişiler de " ibaresiyle 1.maddede yer alan ve eylemde mutlaka birlikte bulunması zorunlu olan asli maddi failleri sarih bir şekilde belirlemiş olduğudur. Özellikle aynı maddenin b fıkrasında sayma yoluyla suçun ağırlaştırıcı halini kimlerin işleyebileceği hususu da dikkate alınırsa, 11/1.maddede yer alabilmesi murat edilen kişilerin kimler olduğu daha da net anlaşılacaktır. Buna göre yasa uyarınca "Bu suç her halükarda müsabakanın sonucunu bir menfaat karşılığında değiştirebilecek konumda olan ve kişilerin ikisinin mutlak varlığı halinde husule gelebilecektir. Bu kişiler bu eylemi iki taraflı bir anlaşma tahtında yapabilecekler ve sonuç sahaya yansımasa dahi anlaşmanın yapılması suçun oluşması için yeterli sayılacaktır." Yukarıda belirttiğimiz madde açıklamaları tahtında suçta mutlaka bulunması gereken kişiler Kulüp başkan ve yöneticileri, teknik direktörleri ve oyuncularıdır. Demek ki suç, bu belirtilen tarafların varlığı ve anlaşma ya da anlaşma  girişimi halinde işlenebilecektir. 2.maddede belirtilen kişiler de ancak ve her koşulda bu kişilere katkıda bulunarak bu suçu işleyebilirler. Yasanın açıkça öngördüğü husus sadece 1.maddede yer alan kişilerin varlığı şartının kati olduğudur. Kısacası 1.maddede yer alan kişilerden bir tarafların her iki tarafının olmaması; ya da sadece bir tarafının 2.maddede yer alan kişilerle görüşme ya da anlaşma yapmasının yeterli olmadığıdır. Oysa iddianameye konu atılı suçların bu madde tahtında yapılan incelemesinde, 2.maddede yer alan kişilerin kendi aralarında ya da 1.maddede yer alan ikili zorunluluğa haiz taraflardan yalnızca birinin 2.madde ile b bendinde yer alan kişilerle yaptığı telefon görüşmelerine dayanılarak suç isnadında bulunulduğu açıkça görülecektir.

Dolayısıyla unsurları açısından yasanın aradığı koşulları taşımayan onca eylem suça konu yapılarak düzenlenen iddianame açıkça hukuka aykırıdır. Kaldı ki; dosyadaki iddianın tarafı olarak sunulan Kulüp başkanı yöneticisi, teknik direktörü ve futbolcuların isim ve sayıları ile bu kişilere yapılan suç isnatlarında iddia olunan anlaşmanın karşı taraflarının da kimler olduğu açıkça bellidir. Bu yasal düzenleme çerçevesinde yasal unsurları açısından yargılama konusu yapılabilecek suç dahi bulunmazken onlarca maçın karşımıza suç olarak sunulması bir hukuk ayıbıdır.

14.04.2011’den önceki eylemler ve 158.md. tahtında ileri sürülen iddialar:

İddianamede hakkımızda yer alan diğer iddialar ise, 6222 sayılı yasanın yürürlüğe girmesinden önce husule geldiği öne sürülen şike ve teşvik eylemlerinin "Nitelikli Dolandırıcılık" olarak değerlendirilmesine ilişkindir.

Sayın Başkan, bu da yine spor hukukuna göre çözümlenmesi ve yorumlanması gereken çok teknik bir konudur. Öncelikle unutulmaması gereken 14.04.2011 tarihinden önce "Şike ve Teşvik" eylemlerinin cezalandırılmasına yönelik Ceza kanun ve uygulamalarımızda herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Bu Benim şahsi görüşüm ve düşüncem değildir. 6222 Sayılı Yasanın Resmi Gerekçesidir. Bu konu avukatlarım tarafından ayrıntılı olarak dile getirilecektir. Ancak Benim Sayın Heyetınizle tartışmak istediğim husus, bu uygulamanın Spor Hukukundan kaynaklanan gerekçeleridir.

Zira Dolandırıcılık suçunun TCK’nun 158.maddesinde yer alan unsurları Şike ve Teşvik suçunun unsurları ile mukayese dahi edilemeyecek derecede farklılıklar göstermektedir. Her şeyden önce TCK’nda suçun unsurları olarak aranan "Hile ve desise" unsuru 6222 sayılı yasada karsımıza "Anlaşma ya da Anlaşma Girişimi" olarak ortaya çıkmaktadır. Kısacası Spor Hukuku düzenlemeleri eylemin oluşabilmesi için açıkça "İRADE" aramaktayken, Ceza Hukuku "Bu iradenin hile ve desiselerle sakatlanmış bir irade" olmasını şart koşmuştur. Peki İddia Makamı dolandırıcılık suçlamasını hangi spor hukuku argümanlarına dayanarak yapabilmiştir?

Bu husus İddia Makamının bir diğer önemli yanılgısıdır. Şike ve Teşvik eylemlerinin Dolandırıcılık kapsamında kalması düşüncesi Avrupa Spor Hukuku uygulamaları örnek alınarak ulaşılmış bir sonuçtur. Ancak eksik ve yanlış bilgiden kaynaklanmaktadır. Keza Avrupa Spor Hukuku uygulamalarında Şike ve Teşvik adı altında iki ülke dışında bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu nedenle bu ülkelerde şike ve teşvik eylemleri Dolandırıcılık suçu kapsamında ele alınmakta ve cezalandırılmaktadır. Bu doğrudur. Yanlış olan bu ülkelerde Dolandırıcılık kapsamında kalan şike "Bahis Şikesi"dir ve yine bu ülke hukuklarındaki Dolandırıcılık düzenlemelerinde de aynı 6222 sayılı yasada aranan "İrade açıklaması" nın esas olduğunun göz ardı edildiğidir.

Bu nedenlerle 14.04.2011 tarihinden önceki "Şike Ve Teşvik eylemlerine kıyasen" TCK 158.madde uyarınca Dolandırıcılık hükümlerinin uygulanması açıkça hukuka aykırıdır.

TUTUKLAMA KARARLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ

Gerek yargılamanın ilk sorgu aşaması ve gerekse müteakip her aşamasında tutuklu yargılanmamıza dair yaptığımız tüm itirazlar aynı gerekçelerle reddedilmiştir. Fenerbahçe Başkan ve yöneticilerinin tutuklu yargılanmaları için sıralanan bu gerekçeleri özellikle kamuoyunun bilgi ve değerlendirmelerine sunmak istiyorum.

1-Suçun vasıf ve mahiyeti ile ceza miktarları:

Muhterem Mahkemelerin özgür kalmamamızın gerekçelerinden biri olarak ileri sürdüğü ilk gerekçe budur. Şimdi soruyorum? Neredeyse trafik suçlarına, basit yaralama eylemlerine ya da erteleme sınırlarında olan tüm suçlarla aynı miktarlarda öngörülen ceza sınırları ile yargılanmaktayken, neden ve niçin FB Başkan ve Yöneticilerine tutuksuz yargılanma hakkı ısrarla tanınmak istenmemektedir? Gerek usul ve gerekse esas açısından atılı suçlardan beraat etme keyfiyetimiz bu denli yüksekken iddialar hakkında bu denli kuvvetli şüpheler mevcut iken bu şüpheden Bizlerin yararlandırılmamasının gerekçesi nedir?

2-Delillerin karartılması ve kaçma şüphesi:

Konuşma tapelerinden başka dosyada herhangi bir delil bulunmazken, üstelik bu deliller elde edilişleri itibarı ile açıkça hukuka aykırı iken, nasıl olur da bu delillerin tutuklanmamıza gerekçe yapılabildiği tarafımdan anlaşılamamaktadır. Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanını kaçma şüphesinin varlığı nedeniyle tutuklu kılmaya kalkmak nasıl bir akıl tutulmasıdır ve neye hizmet etmektedir? Üstelik dosyada mevcut bir başka iddiaya göre hakkımızda yapılan operasyonun tarafımızdan önceden öğrenildiği ve buna rağmen delilleri karartma ve kaçma konusundaki tavrımız bu kadar açıkça ortada iken, bu gerekçelerle özgürlüğümüze kast edilmesi hukuka ve akla ne kadar uygundur.?

3-Tutuklama dışındaki Adli Kontrol tedbirlerinin yetersiz kalması:

Dosyada diğer adli kontrol tedbirleri Bizlerden başka herkese tanınmışken ve tüm tutukluların Fenerbahçeli oldukları düşünülürse, artık tutuklamanın ön koşulunun Fenerbahçeli olmaktan geçtiğini söylemek ve bu operasyonun Fenerbahçeye karşı yürütülen bir operasyon olduğunu düşünmek Sizce hakkımız ve haklılığımız değil midir?

Sayın Başkan ve değerli üyeler bu anlattıklarım talebe matuf değildir. Aksine yargılamanın bu aşamasına kadar karşılaştığımız adil olmayan uygulamalar hakkındaki endişe ve eleştirilerimizdir. Her beyan ve açıklamamda ısrarla belirttiğim üzere yegâne talebimiz Büyük Fenerbahçe’nin Başkan ve Yöneticilerinin hak ettiği şekilde ve hak ettiği gerekçelerle yargılanması ve hatta cezalandırılmasıdır.

Bu genel açıklamalarımız dışında savunmamızın bu bölümünde iddianamede yer alan her suçlamayı tek tek cevaplandıracağız.

MAHKEMEDE DURUŞMAYA ARA VERİLDİ. 22 ŞUBAT ÇARŞAMBA GÜNÜ DURUŞMA YAPILMAYACAK. BAŞKANIMIZ SAVUNMASINA 23 ŞUBAT PERŞEMBE GÜNÜ KALDIĞI YERDEN DEVAM EDECEK.